Splinter Cell: Conviction

Splinter Cell serisi ilk oyunundan beri merakla takip ettiğim, her oyununun yollarını gözlediğim bir seri olmuştur. Bir komando-ajan hibridini yönettiğimiz, sistematik bir şekilde işleyen oyun genel anlamda gizlilik-aksiyon türüne olan zaafiyetimi tetiklemiş, serinin ilk oyunundan sonra diğer iterasyonları da dört gözle beklememi sağlamıştı. Her ne kadar ikinci oyun olan Pandora Tomorrow seriye çok fazla bir şey katmasa da ilk oyunu beğenenleri tatmin etmişti ancak Ubisoft Montreal’in asıl bombası üçüncü oyundu (ki Chaos  Theory bana göre Splinter Cell’in zirvesi, ulaştığı en üst noktadır). Chaos Theory ile artık her komandonun yapabileceği gibi önden bıçak saldırıları yapabiliyor, düşmanlar pat diye önümüze çıktığı anda aparkatla yetinmek durumunda kalmıyorduk.

Splinter Cell Conviction 8

Sam Fisher ortamlara geri dönüyor.

Conviction’dan önceki oyun olan Double Agent PS2 ve Gamecube’da bekleneni verse de “asıl platformlar” olarak görülen PC ve Xbox 360’ta ne yazık ki çuvallamıştı. Belki çuvallamıştı demek oyuna biraz haksızlık olur, daha doğrusu beklenen tadı tam anlamıyla verememiş, oyunun mekanikleri basitleştirilmiş (trafik lambasını kim unutabilir), “bu sefer derin olacak” denilen hikaye yine oldukça sığ çıkmış, her şey bir yana Splinter Cell bir seri olarak ana elementlerinden birisi olan karanlığı terk ederek ruhunu kaybetmişti bana kalırsa.

Conviction duyurulduğunda açıkçası pek umutlanmamıştım o oyundan. Zira Assassin ‘s Creed’de olduğu gibi oyun yalnızca “topluluk kontrolü” (crowd control) teması üzerine inşa edilmeye çalışılıyor, Ubisoft tıpkı yeni bir oyuncak bulan çocuklar gibi yeni bulduğu çığır açan (!) teknolojisini entegre edeceği oyun arıyordu ve en sevdiğim serilerden biri olan Splinter Cell’e bulaşmıştı. Neyse ki sakallı Sam’den oldukça uzun bir süre haber alamadık ve en sonunda oyunun iptal edildiği haberleri yayılmaya başladı, daha doğrusu başlamıştı ki yeni Conviction E3’te görücüye çıktı.

Yeni oyunun videosunda gördüğümüz üzere Sam düşmanlara genelde önden saldırıyor, elinde bulundurduğu yüzeli bin tane silahla üzerlerine kurşun yağdırıyordu. E doğal olarak ben de dahil olmak üzere binlerce SC hayranı hayal kırıklığına uğradık, beklediğimiz bu değildi ve tahmin ettiğimiz şeyler ne yazık ki bir bir gerçek oluyordu:  Prince of Persia’nın zorluk derecesini 0-5 yaş arasına düşüren casual oyuncu dostu Ubisoft bir seriyi daha casual dostu yapmaya çalışıyordu ve bu sefer pençelerini Splinter Cell’e geçirmişti.

Splinter Cell Conviction 5

Oyunda görevlerimiz bu şekilde binalara yansıyor. Videolarda duvarlarda olunca Natural Born Killers tadını yakalamak mümkün.

Dolayısıyla benim bu oyundan beklentim sıfıra indi. İyi bir oyun olmayacağını, hatta oldukça kötü olacağını düşünmeye başladım. En sonunda zamanı geldi, oyun elime ulaştı. İşin kötüsü bir zamanlar en sevdiğim seri olan Splinter Cell’e karşı en ufak bir heyecan hissetmiyor, aksine “bitse de gitsek” tadında oyunu disk sürücüsüne yerleştiriyordum.

Peki Splinter Cell: Conviction her şeye rağmen beni tatmin edebildi mi? Bu sorunun cevabı ne yazık ki bu sayfada değil.

Bir cevap yazın