Silent Hill: Homecoming

Dile kolay, ilk Silent Hill oyununun üzerinden tam on sene geçmiş. Ama bana hiç öyle gelmiyor çünkü ilk oyunu oynadığım o günü dün gibi hatırlıyorum:

Yıl 1999, o zamanlar daha 14 yaşındayım. Hepimizin “Eylül geliyor” diye oynadığımız oyunlardan hiç tat almadığımız, bunaltıcı Ağustos’un son günleri de geride kalmış, Eylül’ün başındayız. Beni ve bütün arkadaşlarımı “okulun başlaması” sebebi ile bir rehavet almış durumda. Okulun duvarında otururken karşıdan bir arkadaşımı görüyorum, elinde bir CD sallıyor. Bu tür oyunları yalnız oynayınca korktuğu için bana “bir oyun çıkmış, Resident Evil gibi ama değişik, gel beraber oynayalım” diyor ve kendi evimde henüz PSX olmadığı için doğal olarak kabul ediyorum. Evine varıyoruz, çantaları açıp hızlıca PSX’e yöneliyoruz, CD’yi koyuyoruz… Derken o siyah beyaz ekran ve asla müziği akıllarımızdan çıkmayan giriş başlıyor, dikkatlice izliyoruz ama hiçbir anlam veremiyoruz. Derken oyun başlıyor. Oldukça ürkütücü, bizden başka kimsenin ortalıkta görünmediği bir kasabada geçiyor oyun. Tabi ki bunu görünce ikimizde ürküyoruz ve “korunma içgüdüsü” yüzünden birbirimize daha da yakınlaşıyoruz. İlk ara sokağa giriyoruz ve yavaş yavaş hava kararmaya başlıyor… Derken o ceset… Ve küçük yaratıklar bizi çekiştirmeye başlıyor… Çalan korkutucu müzik… İnanılmaz derecede kasvetli ve insanı bunaltan bir atmosfer… Daha fazla dayanamayarak kapatıyoruz ve oyuna bir hafta boyunca, gördüklerimizin etkisi geçene ve hazmedene kadar elimizi sürmüyoruz.

Eve dönüyoruz ama "ev" bıraktığımız gibi duruyor mu acaba?

Eve dönüyoruz ama “ev” bıraktığımız gibi duruyor mu acaba?

İşte ilk Silent Hill insanı bu derece etkileyen bir oyundu. Ardından gelen Silent Hill 2 büyük bir kesim tarafından psikolojik korku türünün en iyi oyunu sayılırken, Silent Hill 3 serinin gizemlerini büyük ölçüde açığa çıkardığı ve olayların sebeplerini açıkladığı için hayranları tarafından hafif oranda eleştirilmişti. Silent Hill 4 ise serinin Silent Hill’de geçmeyen tek oyunuydu ve bizi bir eve kapatarak “klostrofobi” hissimizi tavana çıkarıyordu. Belli bir dereceye kadar korkutucu olmasına rağmen önceki üç oyunun havasının eksikliği büyük oranda hissediliyordu. Herşeye rağmen bazı açılardan seriye sadık kalmış bir oyundu SH4.

2008 yılında PSP’ye çıkan Silent Hill Origins ise bir PSP oyunu için fena değildi ancak SH’nin kendine has “büyüsü” oyunda mevcut değildi, karakterler derinlemesine işlenmemişti ve alternatif gerçekliğe geçişi kendi ellerimizle yaptığımız ve oyun dünyasının kontrolünü elimize aldığımız için korkunçluğunu büyük oranda yitirmişti. Bu iki “nispeten” başarısız oyunun üzerine bir de beşinci oyunu önceki dört oyununun geliştiricisi TeamSilent’ın değil de başarısız Matrix oyunlarının yapımcısı Shiny Entartainment ve bazıları başarısız, bazıları başarılı film oyunlarının yapımcısı The Collective’in birleşmesi sonucu ortaya çıkan Amerikan firması Double Helix’in tasarladığını öğrenince hayranlar olarak başımızı taşlara vurmuştuk.

Yaratıklar bizi oldukça özlemiş anlaşılan.

Yaratıklar bizi oldukça özlemiş anlaşılan.

Peki, bütün bu endişelerimiz yersiz miydi? Hayır diyemeyeceğim, ancak tam bir cevap alabilmek için yazıya devam etmeniz gerekecek.

Yazıya ilişkin TGForumz tartışmamıza katılın…

Bir cevap yazın