Silent Hill: Downpour İnceleme

Beğendiniz mi?

Kabul ediyorum, bu inceleme oldukça geç bir inceleme oldu, hatta herhangi başka bir oyun olsa muhtemelen yazmadan geçerdim. Ancak konu bir Silent Hill oyunu, üstelik Double Helix gibi hayalgücünden yoksun, filmlerden malzeme çalan bir yapımcının değil, gerçek ve özgün bir Silent Hill oyunu geliştirmek isteyen Çek Cumhuriyeti menşeili firma Vatra Games gibi bir yapımcının geliştirdiği bir Silent Hill oyunu olunca yazmak kesinlikle şart oldu. Ancak yine de kısa keseceğimi şimdiden belirtiyorum, teknik konulara da kısaca değineceğim ancak daha çok oyunun bir Silent Hill oyunu oynuyormuşsunuz hissini verip veremediğinden bahsedeceğim.

Silent Hill oyunlarını ucundan da olsa oynayanlar, serinin gerçekliğin onu gözlemleyen insan veya insanların psikolojisine göre değişmesi konusunu işlediğini bilirler. İlk Silent Hill çıktığında elbette bunu anlayamamanız mümkündü zira Silent Hill 2 gibi bu olayı apaçık gözler önüne seren yapımlar çıkmamıştı; dolayısıyla zaman zaman karakterin psikolojisine göre  şekillenmiş bir oda ya da bir mekan görmeniz oyunu daha da korkunç hale getiriyordu (Mason kızını ararken kablosu kesik telefonun çalması buna bir örnek olarak gösterilebilir, orada karakter bir haber alma beklentisi içinde olduğu için telefonlardan birisi çalıyordu). Serinin diğer yapımlarıyla birlikte bu gizem yavaş yavaş çözülmeye başladı, üçüncü oyunun kasabadak her şeyin nedenini apaçık anlatmasıyla gizemli hava tamamen ortadan kayboldu. Açık konuşmak gerekirse yapımcıların gerçek anlamda kendilerini bacaklarından vurdukları oyundur Silent Hill 3. Her ne kadar yaratıcılık anlamında ilk ve özellikle şu anda kült statüsünde olan ikinci oyuna yaklaşamasa da serinin iyi oyunlarından birisidir ancak eğer bir şey olacaksa Silent Hill’in son oyunu olması gereken oyundur. Bu Team Silent’ın senaryo anlamında yaptığı en büyük hatadır bana kalırsa.

http://4.bp.blogspot.com/-DI-yBwX13r8/T3q6mmQccjI/AAAAAAAAASQ/S6DQ2y1MMNE/s1600/DOWNPOURSH2.jpg

O dönem Silent Hill oyunlarının yapımından sorumlu olan, diğer projelerde dikiş tutturamamış elemanlardan kurulmuş Team Silent’da bunu farketmiş olacak ki Silent Hill: The Room’u tamamen farklı bir konseptte yapmaya karar verdiler: Oyunun büyük çoğunluğu bir odanın içinde geçecek, dış dünyayla banyoda açılan bir delikten geçerek bağlantı kuracaktık. Bana kalırsa güzel ama iyi işlenememiş bir konseptti, odanın içinde o klostrofobik ve ürkütücü havayı yaratmayı başarmışlar ancak dış mekanların tasarımı ve genel atmosfer konusunda bayağı bir çuvallamışlardı. Bu tartışılabilir ama bana kalırsa iyi Silent Hill oyunlarındandı The Room, Team Silent tarafından tasarlanmış son oyundu ve her anlamda sonrasında gelecek Silent Hill: Homecoming’den bir kaç mil ötedeydi (bu arada Silent Hill: Origins’i geçiyorum, o da fena bir Silent Hill oyunu değildi ama istediğimiz zaman Otherworld’e geçip istediğimiz zaman geri gelebilme gibi oyunun gergin havasını tamamen yok eden kısımları vardı).

Gelelim Silent Hill: Homecoming’e… Şöyle bir dönüp Homecoming’e verdiğim nota baktım da, gerçekten o nottan çok daha düşük bir not hak eden bir oyundu Homecoming, sanırım ilk defa bir Silent Hill oyunu incelemenin heyecanıyla bol keseden dağıtmışım. Karakterin psikolojisiyle ilgisi olmayan, tamamen hayran servisi yapmak amacıyla konulmuş koca göğüslü hemşireler, konuyla hiç bir alakası olmayan Pyramid Head ve bir sürü alakasız yaratık… Kısacası benim gibi neredeyse  1000 sayfalık Silent Hill Plot Guide’ı kitap halinde bastırtıp boş zamanlarında okumuş bir adam için Silent Hill’den de, hayattan da soğuma sebebiydi Silent Hill: Homecoming. Yine de bütün saçmalıklara sabrederek oynadığımı, hatta iki üç sahnenin ciddi anlamda hoşuma gittiğini hatırlıyorum. Belki de onlar da oldukça sıradan sahnelerdir ama koca bir dışkı yığınının içindeki altın paralar gibi parlıyorlardı.

Peki Downpour, Homecoming’in ağzımıda bıraktığı iğrenç tadı temizleyebilecek, bizi tekrar bu uğursuz kasabaya ısındırabilecek bir yapım mı? İşte, bu incelemenin tüm amacı bu soruyu cevaplamak.

3 Yorum

  1. Serkan

    Hocam aşağıdaki yorumu yapmışsın ama yazmayayım, yazmayayım dedim dayanamadım. Oyunu önce bir tam oynayın ondan sonra yorum yapın o postacı en az 3 dört yerde karşınıza çıkıyor. 2 si apartmandaki kayıp eşyaları sahiplerine verdikden sonra kapının altındaki postalara baktığınızda diğerlerini tam hatırlamıyorum ama öyle bir anda çıkıp birdaha ortalarda gözükmeyen bir karakter yok lütfen oyunları önce tamamen oynayın ondan sonra yorumlayın sizlerin sayesinde Türk oyuncular bir çok şeyden mahrum kalıyor.

    Dediğim gibi karakterlerden (oyunun ortasında anlamsızca kaybolup bir daha ortalarda görünmemesine rağmen postacı karakterine bayılım mesela)

  2. Oruç Dim

    Serkan, eleştirin için teşekkürler. “Bir anda çıkıp sonra ortada görünmeyen” demedim, 3-4 kez gördükten sonra bir daha ortaya çıkmadığını belirttim. Ayrıca çok ağır veya kullanıcıya herhangi bir konuda yön verecek bir eleştiri olduğunu, hatta bir eleştiri olduğunu düşünmüyorum. Sadece karakter çok iyi yaratılmış bir karakterdi ve oyunun ortasından sonra bir daha pek görmedik. Oyunu “tam oynamak” nasıl oluyor anlamadım bu arada, oyunu bitirdim eğer kastettiğin buysa.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

css.php