Risen 2: Dark Waters İnceleme

Beğendiniz mi?

Güneş uykuya dalmak için tepelerin ardına çekilmeye, gökyüzü de yavaş yavaş kızarmaya başlamıştı. Çalıların arasına çökmüş; harekete geçmek için havanın iyice kararmasını bekliyordu. Zaman hiç de cömertçe akmamıştı oysa… Hem de bütün öğleden sonrayı cangılda bir sağa bir sola koşturarak geçirip, yol boyunca vahşi maymunlarla, yaban domuzlarıyla, timsahlarla, türlü türlü börtü böcekle ve kıçından ateş çıkaran acayip kuşlarla haşır neşir olduğu halde. Tekrar ve tekrar… Bu arada sekiz on şişe rom devirmeyi de ihmal etmemişti hatta. Kasabaya döndüğündeyse şöyle birkaç saat kestirmeye karar vermiş; bunun için de rastgele bir binaya dalıp bulduğu ilk yatağa bırakıvermişti kendini. Daha önce dükkanını soyup soğana çevirdiği demircinin yatağıydı bu ve adamın okkalı küfürlerine bakılırsa bu duruma bir hayli sinirlenmişti. Fakat diğer herkes gibi o da bu kirli, çirkin ve ayyaş adamın yatağına çöreklenmesini engellememişti nedense…

Şimdi mühimmat deposunun hemen yanındaki çalılığın içinden limana bakan topların başındaki nöbetçiyi gözetliyordu. Adam günlerdir yerinden kıpırdamamıştı bile. Kıpırdamaya da pek niyeti yok gibi duruyordu. “Çoktan kaçıp gitmiş olmalıydım burdan” diye söylendi sıkıntıyla. Evet, gerçekten de istediğini alıp çoktan gitmiş olabilirdi bu sevimsiz liman kasabasından. Günler önce, kendi yaptığı eğreti voodoo bebeğiyle kumandanın kontrolünü kısa bir süreliğine ele geçirip limandaki gemiye erzak yüklenmesini emretmiş; sonrasında hücredeki bir korsanı mürettebatına katmak için serbest bırakmış ve son olarak da gemiyi koruyan kalabalık muhafız grubunu handa içki içmeye yollamıştı. Herifler de hala geri dönmemişti üstelik- ki bu garip ama güzel bir durumdu. Kısacası gemiyi çalıp kaçacağı ve kendi gemisinin kaptanı olacağı o en heyecan verici, görkemli “korsanlık anı” için her şey hazırdı… Limana doğru bakan şu sevimsiz toplar dışında. Kusursuz kaçış planı için topları kimse görmeden sabote etmeliydi, ama nöbetçi bir türlü ayrılmak bilmiyordu lanet topların başından. Başka seçeneği yoktu artık… Karanlığın çöküp kasabanın yavaş yavaş uykuya dalmasıyla birlikte kılıcını çekip saklandığı otların arasından usulca çıktı…

Kılıcını kınına soktuğunda yerde bir yerine sekiz nöbetçi yatıyordu ve kopan gürültü bütün kasabayı olay mahalline toplamıştı çoktan. Topları herkesin gözü önünde birkaç paslı çivi yardımıyla alelacele sabote etti ve yanına üç kişilik mürettebatını da alarak limanda onu bekleyen gemiye doğru seyirtti. Birkaç muhafız peşlerinden gelecek gibi oldu, ama onlar da birbirlerine çarpıp bir yerlere takılı kaldılar. Gemi, son derece sakin bir müzik eşliğinde ağır ağır denize açılırken dönüp kıyıya baktı. Koskoca gemi çalınırken kıyıda en ufak bir hareketlilik yoktu. Ne bir bağrış çağrış, ne öfkeyle sallanan kılıçlar, ne sıkılmış yumruklar, ne de bir tüfek sesi… Dahası birkaç gün sonra geri döndüğünde kimse bu olayı hatırlamayacaktı…

Evet dostlarım, Risen 2: Dark Waters’ın garip dünyasına merhaba deyin!

Dürüst olmam gerekirse ilk Risen’ı bir türlü sevemedim. Özgür oynanışına, keşfedilecek birçok sürprizle dolu kocaman fantastik dünyasına, ilginç karakterlerine ve önümüze koyduğu anlamlı tercihlere rağmen bayat hikayesi, zayıf anlatımı, donuk diyalogları, hantal dövüş mekanikleri, kötü animasyonları, fazla parlak görselleri ve bitmek tükenmek bilmeyen “bug”ları biraz daha oynamak için PC başına her oturuşumda beni öldüresiye geri itmişti. Bitirememiştim doğal olarak, ama yine de bir 20-25 saati de devirmiştim (oyunu beğendiğini iddia eden, hatta sayfa sayfa incelemeler döktüren pek çok kişiden fazla oynamıştım aslına bakarsanız). Çok da kötü bir oyun sayılmazdı aslında Risen. Sadece sunduğu eşsiz keşif duygusu ve tatmin edici gelişim hissiyle hemen her rol yapma oyunu hayranının kalbinde taht kurmuş Gothic serisinin (ki üçüncü oyun bile hataları giderildikten sonra harika bir hale gelmişti) yaratıcısı Alman Piranha Bytes’ın bir adım ileri atmak yerine, aynı formülden başka bir oyun serisi türetme arayışının ucuz ve özensiz bir ürünü gibiydi.

Yine de devam oyunu duyurulduğunda önyargıyla yaklaştığımı söyleyemem. Her şeyden önce bu sefer oyun endüstrisi tarafından- özellikle de rol yapma oyunu yapımcıları tarafından- pek sağılmamış oldukça farklı bir konsepte adım atıyordu Alman dostlarımız: Korsanlar!!! Tamam, genel olarak bu temanın hastası olduğum söylenemezdi belki. Pek fazla korsan hikayesi de bilmiyordum hatta. Lakin Monkey Island serisi için hiç düşünmeden hayatının oyunu diyebilen, Sid Meier’in meşhur Pirates’ını yıllarca bıkmadan oynamış ve Pirates of the Caribbean: Armada of the Damned iptal edildiğinde de kalbi kırılmış bir oyunsever olarak, Risen 2: Dark Waters’ı merakla beklemek için bir sürü neden sayabilirdim. Kaldı ki ilk oyunu zehirleyen ciddi tasarım hatalarının da bir daha tekrar edilmeyeceğini düşünüyordum bu kez.

Fena halde yanılmışım…

Evet, Risen 2: Dark Waters, ilk bakışta korsanlarla ilgili bir oyun gerçekten. Sert, aksi, acımasız, korkusuz ve bir insanın kaldırabileceğinden çok daha fazla romu midesinde taşıyabilen korsanlarla… Bir başka deyişle; bir sürü ağzı bozuk kaba adamla, şişman hazinelerle, sevimsiz tehlikelere ev sahipliği yapan yemyeşil tropik adalarla, sorunlu liman kasabalarıyla (ve elbette kıvrık bıyıklı valilerle), ateş başında göbek atan yerli kabilelerle, hoş kadınlarla, korkunç deniz canavarlarıyla, öfkeli tanrılarla, uğursuz kehanetlerle, tehlikeli voodoo büyüleriyle, hayaletlerle, üç köşeli şapkalarla ve içkiyle ilgili… Hem de galonlarca… Kulağa fena gelmiyor olabilir. Ancak günün sonunda hiçbiri, denizin buz gibi sularından gelen (!) kocaman hayal kırıklıklarına yem olmaktan kurtulamıyor.

Yine de burada hala anlatmaya değer bir şeyler olduğunu söyleyebilirim…

… ateş etrafında göbek atan yerliler gibi…

12 Yorum

  1. nutella'nın gizli tarifi

    yemek yerken sizin incelemelerinizi okumak bende alışkanlık haline gelmişti.
    Elime bir tabak alınca sitenize saldırıyorum.
    Bir süredir yeni inceleme göremiyordum.
    Şimdi kahvaltının yanında güzel gitti bu, epey eğlenceli olmuş elinize sağlık.

  2. küheylan

    elinize sağlık uğur bey,yine yardırmışsınız çok doyurucu buldum incelemeyi.valla uğur twilightı eleştirse okurum lan,bi de oyun güzel olaydı,neyse sağlık olsun

  3. piranha

    İnceleme için teşekkürlerimi sunuyorum ama unuttugunuz çok önemli bir detay var: TURKLERE HAKARET …

    Ortalıkta dolaşan hindileri görmüşsünüzdür, başlarda önem vermemiş olsam da, aklıma da takılmadı degil.Niye hiç tavuk yok diye.

    Daha sonraları oyunda Thieves Island ‘da Turk isimlerini çirkin ve hırsız “gnome “.lara verdiklerini gördüğümde şoke oldum resmen.

    Evet “Nuri, Zeki, Ulvi, Kaan “.gibi isimler ve ortalıkta dolaşan “Turkey “lere vurmakla birlikte kesin emin oldum.

    Bu korsan oyunu kesinlikle “korsan ” ı haketmekte, hatta daha fazlasını …

    Sizler de tepkisiz kalmayın, çünkü ben öyle yapacağım.

    • Uğur Yurtsever

      Selam, öncelikle hoş yorumlarınız için teşekkür edererek başlayayım. Sonra “hep eleştirilere yanıt veriyor” denmesin. 🙂

      Hatırlatman için teşekkürler piranha. Bunu (ve aslında daha birçok şeyi) notlarım arasına aldığım halde yazıyı biraz zor şartlar altında hazırlamak durumunda kaldığım için olsa gerek “ırkçı vurgulardan” bahsettiğim kısma eklemeyi unutmuşum cidden. Affınıza sığınarak düzenliyorum.

      Aslına bakarsan oyunun bu açıdan ciddi bir üslup problemi olduğu kesin. Zira oyundaki son derece ucuz seksist vurgular da beni gerçekten fazlasıyla rahatsız etti. Gerçekçi olmaktan ziyade son derece bayağı ve yapay durduğu kesin. Irkçı ve seksist vurgular The Witcher 2’de de vardı mesela. Hatta çok daha yoğun bir şekilde. Ama tüm bunlar oyun dünyasının acı verici bir parçasıydı aslında. Burada ise daha çok bir meze kıvamında. Yine de ben bunlara “kötü bir mizah anlayışı” olarak bakmayı tercih ediyorum. Art niyet aramaya kalkınca, tekrar yerimize oturmak biraz zor oluyor sonra.

      Tekrar teşekkürler. Sevgiler.

      • Zor şart durumuna şahitim arkadaşlar. Belirtmeden geçmek istemedim. Uğur inceleme için büyük efor sarfetti, teşekkür ederim kendisine buradan 🙂

      • piranha

        Cevabınız için teşekkür ederim.

        Bir diğer nokta da şu;

        Siteyi ve sizleri seviyoruz, ama çok az ve geç güncelleme yapılıyor. Elbette sizlerin de zor zamanları olabilir ama bir problem olduğu da açık. Durum hakkında bizleri bilgilendirirseniz seviniriz, kolay gelsin …

  4. onur_

    Risen’ı severek oynamış biri olarak bu oyun çok büyük bir hüsran oldu benim için. Böyle güzel bir incelemeyi bile hak etmiyor bence.

  5. mustafa

    Oyun dünyası ve bpc’ler çok sahte. Skyrim’den sonra hele hiç çekilmiyor. Skyrim’de yere zırh bırakınca bile yanımıza gelip konuşan npcler burda dayak atınca eyvallah çekiyo. Korsan oyunuyla alakası yok. Ne 50 doları 10 dolara bile alınmaz

  6. ali can can

    bn incelemesini beğenmedim evet oyun güzel olmayabilr ama iyi taraflarına hiç yanşmamıssın bence yaptığıan inceleme ep taraflı oluyor

    • ilker

      incelemenin diğer sayfalarını göremediğine göre bence sen de ilk ve orta öğretimine devam etmelisin dostum 😀

      inceleme taştan hallice bu arada. diablo 3 yok hala yalnız

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

css.php