Mirror’s Edge

PC Başında Parkourcu Olmak

Zaman zaman çatıları terk edip şehrin sokaklarında koşturuyoruz.

Zaman zaman çatıları terk edip şehrin sokaklarında koşturuyoruz.

Etkileyici firma logo videoları sonrası, içimize işleyen güzel bir müzik eşliğinde, hikayemizin geçtiği evreni üç boyutlu olarak gördüğümüz ana menüye ulaşıyoruz. Menüdeki Story sekmesini seçerek oyunun senaryolu bölümüne başlıyoruz, yani Faith’i yöneterek oyuna dâhil oluyoruz. İlk olarak sizde takdir edersiniz antrenman bölümüyle karşılaşıyoruz. Burada oyun boyunca uygulayacağımız temel bilgileri ediniyoruz. İsteğimize bağlı olarak bu bölümde biraz daha kalabiliyoruz. Bölümde kalıp atlama zıplama antrenmanları yapıyoruz. Sadece Parkour hareketleri ile sınırlı kalmayan bu bölüm düşmanlarımızı silahlı/silahsız nasıl etkisiz hale getireceğimizi de bize öğretiyor.

Yavaş çekimde bir çatından bir başka çatıya atlarken.

Yavaş çekimde bir çatından bir başka çatıya atlarken.

Koşarak hız kazanma, borulardan tırmanma, çatıdan çatıya bağlı olan ipten tutunarak kayma, yüksekten yere düşerken sarsıntıyı en aza indirme, düz duvarda yürüme, seri olarak engellerin altından geçme ya da üzerinden atlama ve sıcak temas içerisinde düşmanı etkisiz hale getirme başlıca yapabildiğimiz özellikler. Ek olarak oyunda var olan slow motion, yani yavaş çekim özelliğini de bu hareketleri yaparken kullanabiliyoruz. Open World ile tabir edilen özgür bir oynanışa sahip olmasak da bu hissi çok aramıyoruz. Zaten modern dünya ölmeden gök delenler arasında ne kadar hareket edebilirsiniz? Dikkat! Bu yapılanlar hayal değil, Parkour sporu ile uğraşanlar bu oyundaki kadar yüksek olmasa da düşüp ölebilecekleri yükseklikteki yapıların üzerinde, oyunda var olan hareketleri siz bu yazıyı okurken dünyanın her hangi bir yerinde zaten yapıyorlar. Kısacası Faith spidergirl değil. Bize sunulan elindeki imkânları değerlendir ve şu noktaya git oluyor. Çatılardaki bir iki farklı yolu deneyerek gitmemiz gereken yere varıyoruz. Basit olan yollar bizi çok zorlamıyor çünkü çok fazla tuş kombinasyonu kullanmıyoruz. Zor olan ama kısa olan yollar ise iyi gözlem ve komuta gerektiriyor. Yoksa kendinizi sırt üstü çatı zemininde ya da gökdelenden yere çakılırken buluyorsunuz. 2008 yapımı dram filmlerinden olan In Bruges’de bir intihar karesi vardı. Ünlü oyuncu Brendan Gleeson’un oynadığı karakter intihar ediyordu. Yere düştüğünde çıkan ses içler acısı, düştüğünde tam olarak ne olduğunu görmeseniz de (gerek yok iğğ) o çıkan ses intihar edenin ne halde olduğunu zihninizde yeteri kadar canlandırıyordu. Faith’i iyi kontrol edin yoksa defalarca bu sesi duyacaksınız. Oyuna odaklanmadığınız her dakika bu sesi duyduğunuz gibi gözünüzün önüne bu sesin görüntüleri gelecek.

Oyunun türü, oyuncunun oynayışına göre değişiyor. FPS, FPP ve FPA.

Oyunun türü, oyuncunun oynayışına göre değişiyor. FPS, FPP ve FPA.

Düzenin hizmetkârları daimi takipçiniz. Zamanla peşimize düşen polis ve özel güvenlik görevlileri bizim gibi koşar hale geliyor. Bu da bizi oldukça tedirgin ediyor. Zaten FPS olduğundan görmüyorsunuz arkanızı ama isterseniz bir anda dönüp bakabilirsiniz, unutmayın bakmanızla uçan tekme yemeniz olası. Sıcak temas silahlı düşmanları etkisiz hale getirmeyi temel alıyor. Burayı atlıyorum çünkü silahlı çatışmalar (oyuncuya göre) küçük bölümler. Bizim işimiz koşmak… Mirror’s Edge, sizi PC başında otururken yoran bir oyun. Sürekli oynamanızı tavsiye etmiyorum. Kısa oynanışı da buna büyük bir etken. Crysis etkilerini gördüğüm Mirror’s Edge ideal oyun süresi ile bize “hevesimiz kursağımızda kaldı.” dedirtiyor. Son bölümlerde artan aksiyon, oyunda uzmanlaşmanızla paralel olarak ayarlanmış. Artık beni kimse durduramaz, koşarım enginlere sığmaz zıplarım diyorsunuz ama hikâyemiz sona eriyor. Eğer uzun olsaydı bu sefer de sıkılacaktık. Crysis de aynı etkileri göstermiş fakat her dakikasını sıkılmadan büyük bir heyecanla oynamıştık.

Yazıya ilişkin TGForumz tartışmamıza katılın…

1 Yorum

Bir cevap yazın