Football Manager 2012 İnceleme

Yıl 1959… Anfield’ın üzerinde kalın mı kalın bir sis tabakası var. Meşhur Kop tribününün çatısı bile zar zor görünüyor. Manchester’dan gelen bir arabanın arka koltuğundan ise yepyeni bir umut ışığı yükseliyor…

Başarılarla ve yemyeşil umutlarla dolu futbolculuk kariyerinin en güzel yılları İkinci Dünya Savaşı tarafından elinden alınmış olsa da; William “Bill” Shankly, 1959’un Aralık ayında Liverpool’un başına geçtiğinde, oynamak için bir top ve birazcık da yeşil çim yeter dediği futbolun en kocaman kalpli teknik adamı olduğunu ispatlamak için ilk adımı atmıştı. Aslına bakarsanız Kırmızılar’da çalışmak için daha önce de başvurmuştu. Ancak tuhaf bir şekilde önceki yönetimleri etkilemeyi başaramamıştı. İçindeki eşsiz futbol tutkusunu ve derin birikimi, dönemin başkanı T.V. Willams’tan başkası göremeyecekti.

Evet, Shankly’nin 1949’da Carlisle United’da başlayıp on yıl içinde Grimsby Town, Workington ve Huddersfield Town’a uzanan teknik adamlık yolculuğu, hep hayalini kurduğu Liverpool’a kadar varmıştı sonunda. Lakin bu aynı zamanda “pişmanlıklarla dolu” yeni bir başlangıçtı.

Bill Shankly, Kırmızılar’ın başına geçtiğinde neyle karşılacağının az çok farkındaydı aslında. Takım ikinci ligin son sıralarında yer alıyordu ve geniş olmasına rağmen oldukça kalitesiz bir kadroya sahipti. Takımın tek vazgeçilmez oyuncusu, şöhretli kariyerinin sonuna gelmiş ve artık sadece yarı zamanlı (part-time) olarak top koşturan Billy Lidell’di. Bununla birlikte maç kadrosunun yönetimin onayından geçtiği garip bir sisteme sahiptiler. Takımın maçlarının oynandığı Anfield ise bir stadyumdan çok bir harabeyi andırıyordu. Zemin berbattı ve birazcık rüzgar estiğinde bile çatıdan gelen tıkırtılar rahatlıkla duyulabiliyordu. Ancak asıl sürpriz Melwood’daki tesislerdeydi…

Savaş yıllarında evlendiği eşi Nessie’ye yaşadığı hayal kırıklığını şu sözlerle anlatmıştı Bill: “Oh Nessie, Huddersfield’dan ayrılmakla korkunç bir hata mı yaptım?

Antrenman sahası tam bir şehir çöplüğünü andırıyordu. Soyunma odaları, derme çatma barakalardan farksızdı. O yıllarda amatör maçların oynandığı Pazar ligi takımları bile daha iyi şartlara sahipti kesinlikle. Sahanın durumu da içler acısıydı. Yalnızca bir çamur havuzundan ibaret olsa kabul edilebilirdi belki. Ancak bütün bu çamurun içinde bir de tuğlalar, kocaman taşlar ve kırılmış şişe parçaları vardı.

Yine de Bill, henüz farkında olmasa da, gerçekten çok iyi bir teknik ekibe sahipti. Ona Kırmızılar’ın başındaki bu bol sürprizli ilk günde çamur havuzunu taşlardan, tuğlalardan ve diğer yabancı maddelerden arındırmasına yardım eden Reuben Bennett, Joe Fargan ve Robert “Bob” Paisley gibi isimler, Liverpool efsanesi yaratılırken de hep yanında olacaktı.

Bill shankly

Takımı kışın ortasında, neredeyse son sıradayken devralan Shankly, o yıl Liverpool’u birinci lige çıkarmayı başaramadı doğal olarak. Ama üçüncü oldular. Liverpool fanları en sonunda “umutsuzluğun karanlığından” sıyrılmaya başladıklarını düşünüyorlardı. Ne var ki beklenen başarı, ikinci sezonda da gelmedi. Yönetim, İskoç teknik adamın özellikle orta saha için istediği bir iki oyuncuyu alamadı ve ligi yine üçüncü sırada bitirdiler. Taraftarların akıttığı gözyaşı, Shankly’i bekleyen karanlık günlerin habercisi gibiydi.

Ama Shankly pes etmedi. Yeni sezonun ardından birinci lige (yani Premiere) yükseleceklerinden emindi. İşe ilk olarak orta sahaya Gordon Milne’i (evet Beşiktaş’tan tanıdığımız) defansın göbeğine ise Koca Ron Yeats’i alarak başladı; ki Yeats ile yaptıkları konuşma çok hoş bir anektod olarak futbol tarihine kazınacaktı:

  • Yeats: Liverpool İngiltere’nin neresinde ki?
  • Shankly: Biz Birinci Lig’deyiz evlat.
  • Yeats: Ben İkinci Lig’de olduğunuzu düşünüyordum.
  • Shankly: Seni kadromuza kattığımızda evlat, gelecek sene Birinci Lig’de olacağız!

Bütün futbolcuların ona kayıtsız şartsız inanacağı gibi Koca Ron Yeats de inanmıştı… Artık oturan kadro, yeni transferlerle bambaşka bir çehreye bürünmüş, Shankly’nin yoğun antrenman teknikleri meyvelerini vermeye başlamıştı. Ekim ayının ortalarına kadar tek bir yenilgi dahi almadılar.

Başarı ise ligin tamamlanmasına daha beş hafta varken, Anfield Road’u dolduran 40.000 seyircinin önünde geldi. 21 Nisan günü Southampton’u 2-0 yendiler. Liverpool taraftarının 8 yıldır gözyaşlarıyla beklediği İkinci Lig şampiyonluğu, yine gözyaşlarıyla gelmişti. Ağızlarda ise tek bir ses vardı: “Asla yalnız yürümeyeceksin!”

6 Yorum

  1. kadir

    Harika. Harbiden harika. Çok iyi bir inceleme olmuş elinize sağlık. CM 02-03’den bu yana menajerlik oyunu oynamadım. Oynamaya da niyetim yok. Zaten vakit de yok. Ama şu yazıyı okuduktan sonra inanın oynayasım geldi. Çok iyi düşünmüşsünüz böyle bir kurgu yapmayı. Ne desem az. Bir ustayı da yakından tanımış olduk.

  2. onur_

    Asıl güzel yanı ne biliyomusunuz. Yazıda anlatılanların neredeyse hepsini yapabiliyoruz FM serisinde. Yets ile konuşması bile mümkün artık. Yalakalık falan demeyin ama çok zekice yazılmış her satırı yazının. Seriyi oynamış olanlar ne demek istediğimi anlayacaktır. Bir ara önsipariş etmeye niyetlenmiştim. Sonra işler yoğunlaştı caymıştım. Bir ara ucuzlar kutulu alır diyodum. Ne diyim tabiri caizse gaza geldim :D. Steamde 40 dolar oyun kutulusu ne kadar acaba?

Bir cevap yazın