Dear Esther İnceleme

Beğendiniz mi?

Güneş, uykusuna çekilmeden önce son bir gayretle, gökyüzünü donuk ve solgun bir griyle boyayan bulutların arasından bakmaya çalışıyor kızıl fırça darbeleriyle. Boyaları dökülmüş yaşlı deniz fenerini arkamda bırakarak sahil boyunca devam ediyorum yürümeye yavaş adımlarla. Bir yandan içim üşümeye başlıyor… ürperiyorum. Tanıdık bir his bu. Ama nedenini bilmiyorum. Belki okyanusu yalayıp uğuldayarak yüzüme çarpan lodos, belki ağır ve huzurlu yolculukları sahilin keskin kayalıklarında bir bıçak gibi kesilen dalgaların sesi, belki de içine saplandığım bu tuhaf yalnızlık hissi. Bilmiyorum. Ne kadar süredir burada olduğum konusunda bile bir fikrim yok. Ne zaman geldim? Bu kaçıncı ziyaretim? Kesin olan bir şey varsa; artık etraf, özellikle de işaretler, çok daha tanıdık geliyor. Dahası galiba artık martılar bile bu sahile uğramıyor…

Bütün bunlara bir son vermek için okyanusun kollarına bırakıyorum kendimi. Önce ılık ve huzurlu bir his. Lakin bir anda soğuk bir karanlık sarmaya başlıyor bedenimi. Sonrasında bir ses; neredeyse fısıldıyor. Ve usulca: “Geri dön…”.

Sahili terkedip, adanın öteki tarafına doğru uzanan patikaya doğru yollanıyorum. Önce uzun bir tırmanış oluyor; kırmızı montbretia çiçekleri ve solucanotlarıyla bezeli. Rüzgarla dans ediyorlar adeta… Evet, yolculuğum daha yeni başlıyor…

2008 yılında deneysel bir Source modu olarak doğmuştu Dear Esther. Portsmouth Üniversitesi’nden Dan Pinchbeck’in başını çektiği thechineseroom adında ufak bir ekibin “farklı hikaye anlatma yolları” arayışının bir ürünüydü aslında. Bugünse Mirror’s Edge’in çevre tasarımcısı, eski DICE çalışanı Robert Briscoe’nun da yardımlarıyla ticari bir yeniden yapım olarak duruyor karşımızda.  Bir başka deyişle; son yılların en etkileyici ve unutulmaz deneyimlerinden biri olarak…

Öncelikle bir şeyi açıklığa kavuşturalım. Dear Esther bir oyun değil. En azından alıştığımız anlamda. Elimizde tüm dünyaya yetecek ateş gücüne sahip silahlarla Orta Doğu’da dehşet saçmıyoruz mesela veya omzumuzdan fırlayan solucanımsı yaratıklarla karşımıza çıkan her şeyi parçalara ayırmıyoruz. Çözmemiz gereken bulmacalar veya toplamamız gereken parıltılı eşyalar da yok Dear Esther’de. Koşamıyoruz, zıplayamıyoruz. Hatta el fenerimiz bile karanlık bir yere girdiğimizde otomatik olarak açılıyor. Çevre ile en ufak bir etkileşimimiz yok; yürümek, keşfetmek ve dinlemek dışında. Bu, tamamen duygularla ilgili, hissetmekle ilgili şiirsel bir yolculuk.

Dear Esther, bizleri İskoçya’nın batı sahillerinde uzanan Hebrid adalarına götürüyor. Yaklaşık iki saat sürecek yolculuğumuz, sahildeki eski bir deniz fenerinin önünde başlıyor. Ne bir giriş videosu, ne bir sinematik karşılıyor bizleri. İlk adımlarımızla beraber Esther isimli bir kadına yazılmış mektubun bir parçasını okumaya başlıyor, hakkında hiçbir şey bilmediğimiz ana karakterimiz hüzünlü ses tonuyla. Buraya nasıl geldik? Neden buradayız? Amacımız ne? Birçok soru işaretini yanımıza alarak etrafı keşfetmeye başlıyoruz…

Kasvetli sahilden manzaralı yüksek tepelere, berrak derelerin çağlayarak aktığı geniş düzlüklerden pas tutmuş gemilerin sessizce uzandığı koylara ve ürpertici mağaralara kadar; adayı keşfetmeye devam ettikçe karakterimiz ve Esther’in hikayeleri ile ilgili daha fazla ipucu yakalayabileceğimiz yeni mektup parçaları dinliyoruz, karakterimizin ağzından. Hikayenin parçaları ortaya çıktıkça, monologlar eşliğinde ilerleyen bu ilginç yolculuğumuz, çok önceleri bizimkine benzer yolculuklar yapmış başka insanların gizem, trajedi, yalnızlık ve kaybolmuşluk kokan dokunaklı hatıralarıyla kesişmeye başlıyor.

Dear Esther’in hikayesi hakkında söylenebilecek çok fazla şey var aslında. Ancak tadını kaçırmamak adına fazla uzatmamak en doğrusu sanırım. Zira bu öylesine derin sularda yüzen, öylesine etkileyici bir hikaye ki, her detayından kendimizce çarpıcı anlamlar çıkarmamız mümkün. Yine de hikaye ve mektup parçalarının, etkileyici bir dile sahip olmasına rağmen, kimi zaman neredeyse Viktoryan dönemi İngiliz şiirlerini anımsatacak kadar soyutlaşıp ağırlaştığını belirtmem gerek. Yani İngilizceniz kuvvetli değilse biraz zorlanmanız olası.

Ayrıca yeri gelmişken oyuna baştan başladığımızda hikaye ve mektup parçalarının da neredeyse tamamen farklı bir sırayla karşımıza çıktığını belirteyim. Bu yolculuğa tekrar atılmamız için güzel bir sebep…

10 Yorum

  1. mustafa

    Güzel olmuş. Baya güzel görünüyor ama daha oynamadım bir ara deneyeceğim artık.

  2. onur_

    Oyuna yakışır çok hoş bir yazı olmuş. Dear Esther’i çıkar çıkmaz Steam’den aldım. Güzel bir kitap okursunuz ya. Sonuna geldiğinizde her şey bir anlam kazanır. Öyle bir tat aldım. Verdiğiim her kuruş helal olsun. Son zamanlarda hiç parmın karşılığını bu kadar veren bir oyun olmamıştı.

  3. şecaattin

    Açıkçası kendi adıma bir mânâ çıkaramadım antılmak istenen hikâyeden, evet duyuları temâsı itibarıyla çok başarılı editör arkadaşın da değindiği üzere fakat Esther kimdir, burada bahsi geçen hikâye kimin hikâyesidir, neden bu adadalar, o sinyal ışığının önemi nedir vs vs daha pek çok soru işâreti mevcut. Hâni elbette insanın hayâl gücüne bırakılması hoştur bir noktadan sonra ama hikâyenin tamamını soru işâretleri üzerine kurgulamak bence yersiz. Eğer ki çıkarımlarını burada paylaşmak isteyen olursa, seve seve okurum. Son olarak herkese tavsiye edeceğim türden bir deneyim bu, en az 2 kez oynamalısınız. Güzel günler, bol şanslar herkese…

  4. nutella'nın gizli tarifi

    Dear Esther gerçekten muhteşem. Keşke daha uzun olsaymış. Böyle oyunlar daha sık çıkmalı kesinlikle.

  5. Dinçer

    Muazzam bir deneyimdi, yazarın dediği gibi Terrence Malick filmlerini anımsattı biraz bana. Her pc sahibinin mutlaka denemesi gereken bir interaktif deneyim olmuş.

  6. adasa

    beyler oyunu oynayanlar yada pc sinde yuklu olanlar son bölümde suyun altına konsola noclip yazarak hile ile girsinler sonuna kadar gitsinler dünya var bizim bulundugumz adayı ve evreni ve dünyayı görebilirsiniz suyun altında 😀 çok tuhaf harbiden bir tek ben kesfettim sanırım 😀 2 gun once 😀

  7. Aram

    Böyle oyunlar daha sık çıkmalı tabi. . Ama oyunlar sizin kara kaşınız kara gözünüz için çıkmıyor. Gelen nesillerde iletriye yönelik algı kontrolü yapabilmek için çıkıyor. Sinema filmleri ile aynı kaderi paylaşıyorlar.. İnsan ruhuna yönelik oyun bulmak çok zor. Materyalizmin hizmetkarları bütün sektörleri ellerine geçirmişler.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

css.php