Call of Duty 4: Modern Warfare

… Nihayet mavnalara bindik. Hedefimiz Volga nehrini geçip Nazi işgaline yenik düşmek üzere olan Stalingrad’a suni teneffüs. Birlik güçsüz düştü. Özellikle dün gece Stalingrad cehennemine gideceğimizi öğrendikten sonra firar etmeye çalışan üç arkadaşımızın başına gelenler… Sovyet ordusunda kaçmanın savaşmaktan çok daha büyük bir cesaret istediğine dehşet içinde tanık olduk… Komutanın söylediği cesaret ve kahramanlık içeren sözler de neyin nesi? Yoğun makineli ve top ateşi altındaki sahile ulaştığımızda bundan çok daha fazlasına ihtiyacımız olacak… Umarım elime sadece birkaç mermi tutuşturmazlar. Kendimi üç beş kovanla nasıl korurum…

Call of Duty 4: Modern Warfare

2003’ün Aralık ayında gelen Call of Duty şüphesiz o zamana kadar oynadığımız İkinci Dünya Savaşı konulu FPS’lerden çok farklıydı. Her şeyden öte o zamana kadar alışılagelmiş kahramanlık hikayelerinden çok, çatışmanın ortasındaki çaresizliği tadabildiğimiz bir maceraydı. Müttefik kuvvetlerin farklı ülkelerinin kendilerine has hikayeleri içerisinde sürüklenip dururken; Nazi haklamanın farklı tatlarına da varmış oluyorduk.

Cal of Duty’nin, selefi diyebileceğimiz Medal of Honor: Allied Assault’un elinden aldığı tacı bırakmaya niyeti de yoktu. Önce ilk oyuna bir ek paketi, daha sonra da serinin ilk devam oyunu oyunseverlerle buluşuyordu. Call of Duty 3’ün PC altyapısı için duyurulmaması ise belki de oyunseverler için en büyük hayal kırıklıklarından biri olmuştu.

Call of Duty 4: Modern Warfare

“E, yıllarca bıkmadan usanmadan oynadığımız İkinci Dünya Savaşı konulu FPS oyunlarının bir noktadan sonra oyunseverleri tatmin etmemeye başlaması kaçınılmazdı. Medal of Honor serisinin Pasific Assault ve Airborne ile türe getirdiği veya getirmeye çalıştığı renkleri yetersiz bulan Infinity Ward çalışanları zamanın artık modern savaşlar zamanı olduğunu Call of Duty 4: Modern Warfare’i duyurarak adeta haykırıyordu. Dünya polisi ABD, dünyanın dört bir yanındaki tansiyon merkezlerine tampon uygularken; küresel ve ayrılıkçı terör hareketleri çıban başı gibi bir o yanda bir bu yanda bitmeye başlarken; bütün bu hareketliliği monitörlere taşımamak olmazdı… “

Bir cevap yazın