5 Megapiksel’lik Dört Sayısal Kamera Testte

Intro

Klasik filmli fotoğraf makinalarına göre çok daha pahalı olmalarına rağmen, sayısal kameralar (veya sayısal fotoğraf makinesi, dijital kamera, dijital fotoğraf makinesi de diyebiliriz) pazarda büyük bir hızla popülerliklerini artırdılar. İlle de büyük satış rakamlarına ulaşmıyorlar, ama kar söz konusu olduğunda pazarda kazanan taraftalar. Bu kameralardan etkilenmek için herkes kendine göre bir neden bulabilir. İlk etapta, film kullanmadıkları için tab ettirme maliyetleri yok. İkincisi, klasik makinalarda bulunmayan özelliklere sahipler. Örneğin WebCam modunda çalışıp küçük filmler çekebiliyorlar. Kısacası sayısal kameralar klasik fotoğraf makinelerinin yeteneklerini Polaroid makinaların pratikliği ile birleştiriyorlar. “24 saatte veya 1 saatte hızlı baskı” sloganları artık pek etkileyici değil, çünkü çekilen filmleri makinelerin arkasındaki minik monitörden izleyebiliyorsunuz. Daha sonra da bilgisayara aktarabiliyorsunuz. ACDSee gibi uygulamalarla sayısal fotoğraf albümleri hazırlanabiliyor. Bu albümlerde fotoğrafları önce tırnak resmi (thumbnail) olarak görüntüleyip sonra istediğiniz tam ekran boyutunda izleyebiliyorsunuz.

Bir Sayısal Kameranın Portresi

Geçtiğimiz bir iki yıl içerisinde eline bir sayısal kamera almamış olanlar için kısa bir tanımla söze başlayalım.

Sayısal kameralarının arkasındaki temel fikir resimlerin film yerine bir bellek kartına kaydedilmesi. Kamera bilgisayara bağlanınca (genelde USB kablosu ile) çekilen fotoğraflar bilgisayarın sabit diskine alınabiliyor. Ergonomik açıdan sayısal kameralar filmli (analog) fotoğraf makinalarına çok benzerler. Genelde optik bir vizörleri ve iki LCD ekranları bulunur. Bu LCD’lerin ilki üsttedir ve yapılan çekim ayarlarını gösterir. Bu ayarlara örnek olarak görüntü formatını (JPEG veya TIFF, piksel olarak boyut ve sıkıştırma oranı), pilin durumunu ve enstantane ayarı, ışık ayarı gibi bilgileri verebiliriz. Diğer LCD ekran ise çekilecek resmi görüntülemek içindir ve pek çok avantajı vardır. En önemlisini söylemek gerekirse, optik vizörlerin odağı biraz kayıktır; vizördeki görüntü ile çekilen resim birbirini tutmayabilir. Kameranın arkasındaki LCD ekran ise o anda sensörün algıladığı görüntüyü tam olarak göstermek için tasarlanmıştır ve elde ettiğiniz sonuç sizi hayal kırıklığına uğratmaz. Son zamanlarda bu ekranların görüntü kalitesi oldukça yükseldi; bu yüzden artık resmin doğru dürüst çıkıp çıkmayacağını kolayca anlayabiliyorsunuz. Resmi çektikten sonra, ekranı kullanarak izleyebiliyorsunuz. Bellek kartına kaydedilmiş olan bütün resimlerin netliğini, pozlamasını, çerçevelemesini vs. kontrol edebiliyorsunuz.

Bir cevap yazın