Türkiye’ye Nükleer Elektrik Santrali Kurulmalı mı?

Beğendiniz mi?

Japonya’da yaşanan deprem felaketinden sonra Fukuşima Nükleer Santrali’nin tehlike saçması Türkiye’de kurulması planlanan nükleer santrallerin bir anda gündemin üst sıralarına yerleşmesine neden oldu. Peki, okuyucularımız bu konuda ne düşünüyor?

Tabi ki böylesi karmaşık bir konuyu sadece evet/hayır cevaplarıyla tartışmak pek mümkün değil. Neden evet/hayır oyu verdiğinizi yorum olarak paylaşırsanız çok daha bilgilendirici bir tartışma ortamı yaratabiliriz.

Türkiye'ye Nükleer Elektrik Santrali Kurulmalı mı?

  • Evet, gerekli önlemler alınarak kurulabilir (66%, 419 Oy)
  • Hayır, kesinlikle kurulmamalı (34%, 265 Oy)

Toplam Oy: 631

Loading ... Loading ...

52 Yorum

  1. Erde Nero

    Kurulmamalı. Riskini filan geçtim, atıklarının ne yapılacağını şu ana kadar hiçbir teknoloji çözemedi. Yere gömmeyi, uzaya göndermeyi bile düşünen var. Kurulması pahalı, kaldırılması daha pahalı (hem de kat kat). Dışarıya bağımlı, ülkemizdeki radyoaktif element hem çok fazla yıl yetecek kadar değil hem de zenginleştirilmek için yurtdışına gönderilmek zorunda.

    Hem kirli hem dışa bağımlı hem de pahalı bir enerjiyi neden istiyoruz? Hiç riski olmadığını varsayarak düşüncelerimi paylaştım.

    • Ziyaretçi

      Zonguldaktaki kömür madenleri dünyanın en zengin uranyum kaynaklarından biri. Bir nükleer santral Hidroelektrik santrallerinden onlarca kat daha fazla enerjiyi çok daha az insan gücüyle üretiyor. Kurulmaması daha mantıklı olduğu için bütün G7 ülkeleri kurmuş değil mi?
      Bırakın doğayı düşünmeyide biraz ileri atılın.
      Üçüncü dünya ülkelerinden başka doğayı önemseyen yok.
      Bırakın artık bu çevreyi önemsiyelim laflarını.

      • Volkan ERKILINÇ

        Arkadaşım kusura bakma ama full saçmalamışsın,kömürden uranyum çıkararak konuda hakkında ne kadar bilgin olduğunu ortaya koymuşsun.Zahmet edipde bir google a “uranyum” yazıp nasıl nerelerde bulunduğuna bakıver..

        İleriye atılım yapmak istiyorsan bırak bunlarıda.Bebek ölüm oranlarını düşür,eğitimi yaygınlaştır,sağlık sektörünü iyleştir,rüşveti düşür,adaletli vergi sistemi getir vs vs.(Türkiye dünyada ne kadar kötü şey var ise afrika ülkeri ile aynı sıralamada iş nükleere mi kaldı..)

      • Ziyaretçi

        İngilterenin Türkiye’ den kömür ithal etmesinin sebebinin sobada yakmak mı olduğunu sanıyorsun? Zonguldaktaki kömür madenlerinden çıkartılan kömür cevherlerinde yüksek miktarda uranyum bulunmaktadır, aşağıda kaynağıda belirttim kafadan uydurmuyorum senin gibide araştırmadan yazmıyorum.
        Güney Afrika Cumhuriyetinin 2 tane nükleer reaktörü var. Afrikadan söz etmişsin belirtiyim dedim onunda kaynağını veriyorum altta.
        Sözüm senin gibi iki tane lise öğrencisine laf yetiştirmek niteliğinde değil, aşağıdaki wikipedia listesini inceleyenler zaten konunun farkına varır.

        http://www.webhatti.com/cografya/64122-turkiyenin-yeralti-kaynaklari.html

        http://tr.wikipedia.org/wiki/D%C3%BCnyadaki_n%C3%BCkleer_santraller_listesi

      • Volkan ERKILINÇ

        Valaha hocam okuyupta “kafadan uydurmadığın” yazıyı bende okudum ama kömürden uranyum elde edildiğine dair hiç bir bilgiye rastlamadım..Nükleer enerji kullan bütün ülkelerin listesini göndermişsin.Gelişmişliğin göstergesi nükleer reaktör sayısımıdır?kıstası bu mudur ?Bırak Afrikayı, Almanya 7 adet reaktörünü kapatacağını ve yerine yenisini yapmayacağını açıkladı,Fransa ve Abd mevcut reaktörlerinin durumunu gözden gecirip iyileştirme yapacaklarını açıkladılar.Bütün dünya bu konuda kendi kendini sorgulamaya başladı,sen oradada var, buradada var biz niye yapmıyoruz diyorsun.Bak japonyadada vardı ne olduğunu gördük…Bende sana rüzgar enerjisi kullanan ülkelerin listesini gönderiyorum sende bunlara bir zahmet bakıver,Türkiye maden konusunda zengin olduğu gibi,rüzgar ve güneş enerjisi yönündende dünyanın ilk 5’deki ülkelerinden biri..Sadece almanyadaki rüzgardan elde edilen elektrik enerjisi 14.612 MW..Türkiyeye yapılacak olandan 14 tane nükleer santral yapar daha ne deyim bilmiyorum..

        http://tr.wikipedia.org/wiki/R%C3%BCzg%C3%A2r_g%C3%BCc%C3%BC

        http://tr.wikipedia.org/wiki/G%C3%BCne%C5%9F_enerjisi

      • Ziyaretçi

        arkadasim sana sonuna kadar katiliyorum ve sunlarida eklemek istiyorum…Ben su an almanyanin berlin sehrinde ikamet ediyorum ve ilk olarak almanyada yaklasik 8 tane nükleer santral var ve hepside faal..Su an oturdugum evin yaklasik 4 km ilerisinde wattenfall isimli elektrik santralleri var isteyen googleden bulabilir , herkez dogayi yikacak sonra yiktiklari dogayi paraya cevirecek sonrada o parayla bize yukardan bakip emir verecek borc verip süründürecek , bizim insanimizda aman dogaydi aman cevreydi bulmuslar bizi salak kafalarina göre oynatiyolar , cok uzatmicam ama global dünya artik bunlari gerektiriyo bunu anlayin bari karsi cikip durmayin.

      • Volkan ERKILINÇ

        Bakın bu vatandaşda almanyada yaşıyor..Almanya Yeşiller Partisi Eşbaşkanı Cem Özdemir

        “Türkiye’de oluşan nükleer karşıtı harekete ‘üçüncü nesil santralların’ risksizliğinden söz ediliyor. Almanya’da size bu yönde fikirler öne sürüldüğünde siz ne cevap veriyorsunuz?
        Nükleer santral lobileri hep yeni yeni propaganda masalları uyduruyor. Bazen enerji açığı olduğunu iddia ediyorlar, bazen nükleer santrallarla ucuz enerji elde etmekten, bazen de iklimi korumaktan söz ediyorlar. Gerçekte tek bir neden var: Para! Nükleer santral lobisi büyük paralar kazanıyor ve maalesef siyasette dostları çok. Dediğim iyi anlaşılsın diye tekrar etmek istiyorum: Çekirdek erimesi tehlikesi olmayan tek bir nükleer santral yok dünyada. Hiçbir sigorta şirketi nükleer santralları sigorta etmeye yanaşmıyor. Bir deprem ülkesinde, fay hattı üzerinde nükleer santral inşa etmeye kalkışmayı aklım, havsalam almıyor. Çocuklarımız, gelecek kuşaklar kâr amacıyla yurtlarını, insanların sağlığını ve doğayı kurban edenler hakkında ne düşünecekler? Nükleer enerjiye destek olan, Goethe’nin Faust’undaki gibi ruhunu şeytana satmak durumundadır.

        Başbakan Tayyip Erdoğan Akkuyu Nükleer Santralı’na muhalefet edenlere, riski olmayan hiçbir yatırım olmadığını, bu şekilde düşünürsek evde tüpgaz bile kullanmamak gerektiğini söyledi. Ne diyorsunuz bu tüpgaz teşbihine?
        Başbakan’ın bu sözleri çok ciddi olarak söylediğini düşünemiyorum. Ülkenin geniş alanlarının radyoaktif maddelerle zehirlenmesi tehlikesinin tüpgaz patlamasıyla mukayese edilmesi, şimdi nükleer felaket korkusuyla titreyen Japonya’daki halkın yüzüne vurulmuş bir şamar gibi geliyor. Nükleer santral lobisi eskiden bize ekarte edilemeyecek risk oranının bir milyonda bir olduğu masalını anlatıyordu. Benim yaşım 45 ve şimdiye dek Harrisburg, Çernobil ve şimdi Japonya felaketlerini yaşadım. 1 milyon yıl süre göz önüne alındığında çok fazla değil mi? Ayrıca daha nükleer atıkların nihai depolanması konusuna hiç girmedik. Yüksek teknoloji ülkesi Almanya bile toplam olarak 1 milyon yıl süreyle saklanması gereken nükleer atıkları nerede ve nasıl depolayacağını bilmiyor. Aşağı Saksonya eyaletinde Asse bölgesindeki nükleer atık deposu 1 milyon yıl boyunca nükleer atıkları dış dünyadan uzak tutacak, saklayacak deniyordu. Şimdi aradan daha 40 yıl bile geçmeden burada yeraltında depolanan nükleer atıkların ortaya çıkan sakıncalar nedeniyle bu depolardan başka yere taşınması gündeme geldi. Bütün bu masrafları hesaba katarsanız nükleer enerjinin en pahalı enerji olduğunu hemen görürsünüz. ”

        Bu günün radikalinde tamamı mevcut…

      • coldcase

        Zonguldak’taki kömür madenleri uranyum değil, bor minerali açısından zengin, bor uzay teknolojilerinde kullanılıyor…Dünya’daki borun yanlış hatırlamıyorsam % 64’ü Türkiye’de… uranyum ne alaka? Ayrıca Türkiye henüz kimyasal atıkla bile başedemiyoken nükleer atıkla nasıl başedicek? Yarın birgün kanser vakaları artınca da bırakın çevreyi önemseyelim laflarını mı diyeceksiniz? Mühendisler odası başkanı bile karşı, siz daha mı iyi biliyorsunuz?

  2. Volkan ERKLINÇ

    “Gerekli önlemler alınarak kurulabilir” işte insanların anlamadığı bu bence.Bir nükleer rekatör için asla “Ben gerekli bütün önlemleri aldım hiç bir şey olmaz” diyemezsiniz.Bir sürü olasılıktan biri olabilir.Japonlara sorsanız onlarda her türlü önlemi almıştı ama soğutma jenaretörlerini kıyıdan 3 km içeri girip bozabilecek tusunami kimsenin aklına gelmemişti..Benim anlamadığım ise gözümüzün önünde hali hazırda yaşanan bir japonya örneği varken neden bu milletin halla nükleer konusunda ısrar ettiği..Sana, bana, ahmete, mehmete hiçbir faydası yok kardeşim bu işin.Bundan tek para kazanacak olanlar bunu yapacak ve işletecek olan sermayedarlar..

    • Hamdi Kellecioğlu

      Peki niye sadece nükleer santralin tehlikeleri gündeme geliyor. Bu mantıktan yola çıkarsak baraj da yapmamak lazım. Olası bir depremde veya terörist saldırıda barajda çatlak oluşması ve yıkılması tehlikesi yok denebilir mi? Yıkılan büyük bir barajdan boşalacak sular orta büyüklükteki bir şehri rahatlıkla yok edebilir. Bir nevi Tsunami etkisi yaratır. Yapılacak her yatırımın riskleri vardır.

      Benim anlamadığım önlem almak konusunda çok daha dikkatli olan ve sivil toplum örgütleri çok daha iyi çalışan Avrupa, Amerikan, Japon halkları yıllardır bu teknolojiyi kullanıyorlar. Onların risklerden haberi yok mu? Örneğin Fransa enerji gereksiniminin %78’ini nükleer santrallerden karşılıyor neden Fransa’da halk bu tehlikeye karşı ayaklanmıyor.

      Türkiye’nin iyi işletemeyeceğini söylemek kendimize haksızlıktır. Şu listedeki ülkelere ve nükleer reaktör sayılarına bir bakın derim.

      • Volkan ERKILINÇ

        Bence risk hesabını çok iyi yapmak gerekiyor,tabiki her yatırımın riski vardır,hatta hayatın kendi risktir.Küçük araba ile yola trafiğe çıkarak,otoyolda bisiklet sürerek,sigara içerek hepimiz risk alırız.Ben hiç bir şeyin risksiz olduğunu söylemiyorum zaten..Bunun yanında birde çevreci enerji diye bir şey yok,üretmekte mümkün değil,en azından doğru düzgün füzyon reaktörü yapana kadar.Ama nükleer enerji söz konusu olduğunda diğer bütün enerji üretme şekillerinin riski,nükleer yanında komik kalıyor.Daha öncede söylediğim gibi nükleer bir reaktörde olası bütün kazaların önlemini almanız mümkün değildir.Ve reaktörler hata affetmez.İçinde insan unsuru olan bütün herşey hataya açıktır.Çünkü insan; 1-Tasarım aşamasında 2-Bakım ve işletim aşamasında olaya mutlaka dahil olacaktır. Belli başlı nükleer reaktör kazaları

        * Kyshtym (1957 – Eski Sovyetler Birliği)
        * Windscale Yakıt Üretim Tesisi Kazası (1957 – İngiltere)
        * Three Mile Island Nükleer Santral Kazası (1979 – ABD)
        * Çernobil Nükleer Santral Kazası (1986 – Eski Sovyetler Birliği)
        * Tokaimura Yakıt Çevrim Tesisi Kazası (1999 – Japonya)
        * Wolsung Nükleer Reaktör Sızıntısı (Güney Kore)

        Ben yıkılıp şehir yok eden baraj hiç duymadım olsa bile bulunduğu yerde lokal kalacak bir kaza olacaktır.En kötü senaryoda bile bugün japonyadaki tusunami etkisinden daha kötü olacağını sanmıyorum.Kaldı ki bugün hiç kimse tusunamiyi değil,radyasyonu konuşuyor,çünkü çekirdek erimesine ramak kaldı ve erir bir şekilde atmosfere karışırsa bu japonyanın değil bütün düyanın sorunu olacak,zaten bu yüzden ben türkiyede değil dünyanın hiç bir yerine yapılması taraftarı değilim..

        1000MW’lık 1 nükleer santral yerine 10MW’lık 100 tane rüzgar jenaratörü yapın aynı enerji,hem 10 kat daha ucuz ve bedava hemde barajdanda nükleerdende çevreci.Üstüne üstlük binlerce kendi insanımıza iş sahası..Ondan geçtim türkiyedeki evlerin sadece bir odaları tasarruflu ampül ile aydınlatılsa yine aynı şey.Hadi ondanda geçtim elk.mühendisleri odasına göre türkiyede şebeke kaybı %20 civarı.Bunu %10na indirsek kaç reaktör ettiğini varın siz hesaplayın..Ha “Yok bizim derdimiz silah yapacaz” (kimilerinin argümanı bu çünkü)ise ihtiyacınız olan uranyum zenginleştirmek için bir tesis.Zaten bunun içinde ticari reaktöre gerek yok, çok daha ucuza yapmak mümkün.Bize satılacak olan nükleer yakıt gramı gramına hesaplanıp verilecek ve sıkı denetlenecek(uluslar arası atom enerjisi kurumu tarafından)yani buda zor iş..
        İnanın ben sabaha kadar size nükleer enerjinin eksilerini yazarım ama siz bana bir tane artısını yazamazsınız :) (çünkü yok..)Bütün enerji üretim teknolojilerinin eksileri var ama hiç biri nükleer çok kadar değil..

      • Ziyaretçi

        Rüzgar enerjisiyle insanlara işsahası açılır demişsin, rüzgar enerjisisi santralleri insana en az ihtiyaç duyulan üretim tesisleri olduğu için kar oranı yüksek fakat başta yüklü bir sermaye istiyor.
        Alternatif ya da doğa dostu enerji arıyorsan gayzerden bile elektrik üretebilirsin yada deniz dalgalarından (zeitgeist belgeselinde örnekleri mevcut) fakat çevreci olmak ülke ekonomisine çok karlıysa (doğaya ve bize karlı onu demiyorum) Japonya yada Amerika gibi iki ekonomi devi neden sadece 2 tane çevreci santral ve onlarca nükleer santral kuruyorlar? Aşağıda aynı linki veriyorum tekrar, bana bunu açıklayın, onlar aptal biz akıllıyız falan diyin, bende size katılacağım.

        http://tr.wikipedia.org/wiki/D%C3%BCnyadaki_n%C3%BCkleer_santraller_listesi

      • Volkan ERKILINÇ

        Abd rüzgar enerjisinde şuan dünya lideri.”Amerika Rüzgâr Enerji Birliği kayıtlarına göre 2008’de rüzgârdan elde edilen elektrik %1’lik haneyi (4,5 milyon haneye eşdeğerdir) kaplıyorken, 1999’da sadece %0,1’lik haneyi kaplıyordu.” Dünyada rüzgar enerjisi sektörü,yıllık ortalama %21 büyüyor..(Kaynak wikipedi..)

        Beni bir şey araştırmamakla suçlamışsın ama dinime söven müslüman olsa :)

      • Ziyaretçi

        Uçaklarda en az kaza riski olan ulaşım aracı fakat aynı zamanda herhangi bir arızada kurtulma şansı en az olan ulaşım aracı. senin dediğine göre uçaklarada binmeyelim o zaman.

      • Volkan ERKILINÇ

        Evet uçaklar en güvenli ulaşım aracı,ama gidilen “km” yi “giden kişi” sayısı ile kıyaslayıp “kaza sayısı” ile orantıladığınızda..Bu bize sürekli pompalanan havaçılık sektörü argümanı aslında.(Aynen nükleer enerjinin temiz olduğunu,ülkemizi kalkındıracağını,dışa bağımlılığı azaltacağını,musasır medeniyetler seviyesine yakşaltıracağını vs vs,pompalayan nükleer lobisi gibi.)Fakat sefere çıkan “her” uçağın kaza yada, arıza yapma sıklığını “sefer sayısı” ile kıyaslarsanız havacılığın en az kara yolu kadar riskli olduğunu görürsünüz..Yani Türkiyede her gün kara yollarında sefer yapan atıyorum 100 bin otobüs sayısı kadar her gün 100 bin uçak havalansa otobüslerdeki ölüm kadar uçaklardada aynı sayıda ölüm olurdu..Ama sektör bize şöyle diyor.”Benim 1.000 tane uçağım, 1 yılda 10 bin sefer yapmış,10 milyon km yol yapmış ve 1,5 milyon kişi taşımış,kaza var ama ölümlü kaza yok..” ama otobüs firmaları “1 yılda 40 milyon sefer yapmış, 45 milyon kişiyi taşımış,150 milyon km yol yapmış,95 kaza yapmış toplamda 350 kişi ölmüş” Yani bir yılda otobüslerde 10 bin sefer yapsa otobüsdede kimse ölmeyecekti..Bütün oran ve sayıları kafadan attım ama mantık hemen hemen bu..

        Uçaklardan örnek vermeniz çok iyi olmuş,işte tamda benim demek istediğim şey,Bize sunulan hiç bir şey göründüğü gibi değil,bu sistem tamamen kar üzerine kurulmuş bir sistem ve bütün argüman ve söylemleride o sektörün yada şirketin çıkarı ne ise ona göre oluyor.Temiz enerji sektörüde böyle tabi ama o bizimde çıkarımıza mesele bu kadar basit bence..

      • Hamdi Kellecioğlu

        Hiç yıkılıp şehir yok eden baraj duymadım demişsin. Bak burada listesi var. Tabi ki bunların hepsi şehir yok etmiş değil ama yıkılmış barajlar. Sadece bir örneğe dikkat çekmek isterim 1975 yılında yıkılan Çin’in Banqiao barajında tahmin edilen ölü sayısı 90 bin ile 230 bin arasında olarak geçiyor kayıtlarda. Ayrıntılı anlatıma buradan ulaşabilirsin, ilginç bir konu.

        Hiçbir insan yapımı şeyde tüm kazaların önüne geçmek mümkün değildir. Mühendisliğin en temel amacı zaten budur. Harcadığın parayla alacağın sonucu ve riski en iyi şekilde dengelemek. İşin teknik boyutunda bir sorun yok zaten. Nükleer santral yapımı biraz da siyasi bir konu. Türkiye’nin erneji ihtiyacı, dışa bağımlılığı, bölgesel/küresel güç olma gibi parametreler işin içine giriyor. Sen yapmıyorum desen bile çevrendeki ülkelerde (mesela Ermenistan, İran) bu santraller var ve bu ülkeler enerjiyi senden ucuza üreterek senin bir adım önüne geçiyorlar, rekabet gücünü kaybediyorsun. Bütün gelişmiş ülkelerde nükleer santral olmasının bir sebebi olmalı değil mi? Elektrik üretiminin nükleer santrallerden karşılanma oranı Fransa’da yüzde 77, İsveç’te yüzde 45, Ukrayna’da yüzde 44, Güney Kore’de yüzde 40, Japonya’da yüzde 31 ve Almanya’da yüzde 30 civarında. Ekonomisi gelişen Çin ve Hindistan gibi ülkeler de hızla nükleer santral kurma işine girişmiş durumdalar. Burada konuyla ilgili güzel bir makale var.

        Enerji nakil hatlarını verimlileştirmek, alternatif kaynakları kullanmak gibi önerilere ben de katılıyorum. Bunların zaten yapılması lazım ama bunları ne kadar yapsak da yeterli olmayacak. Hele hele yakın zamanda elektrikli arabaların falan yaygınlaşacağını, sanayileşmenin ve evlerdeki lüks elektrik tüketiminin artacağını düşünürsek bu kaynakların yetersiz kalması söz konusu.

        Bir de bu alternatif kaynaklar çevreye daha az zarar veriyor diye bir şey yok. Mesela rüzgar santralleri özellikle kuşlara ve yarasalara zarar veriyor, görsel açıdan kötü bir görünüm yaratıyor. Güneş panellerinin üretiminde kullanılan ağır metallerin çevreye verdiği zarar ayrı bir konu. Hidroelektrik santrallerin koca bir alanı baştan sona değiştirdiği ve sular altında bıraktığı, hatta yakın çevresindeki iklimi etkilediği biliniyor. Kömür ve doğalgaz santrallerinin etkisini zaten saymıyorum bile. İşletme açısından nükleer santral çevreye en az zarar veren seçenek. Mesela %80’lere varan oranda kullandığı için Fransa örnek gösteriliyor bu konuda. Nükleer santrallerde çevreye su buharı ve ısı dışında hiçbir şey salınmıyor. Bir de diğer elektrik üretim yolların hepsinde çevre koşullarına bağımlısın her zaman aynı miktarda elektrik üretemezsin ama nükleer santraller bu konuda oldukça kararlı bir yapı sergiler. Kurulu gücün neyse o kadar elektrik üretebilirsin.

        Sabaha kadar eksilerini sayarım demişsin ama çok düşük olan kaza riski ve bir şekilde halledilen atıkların saklanması konusunda nükleer santrallerin herhangi bir eksisi yok. Artıları ise diğerlerinden çok daha temiz çalışması ve elektrik üretiminde dalgalanmalar yaşamaması olarak özetlenebilir. Bunun dışında zaten Türkiye’nin enerjide dışa bağımlılığını azaltılması ve siyasi güç olması açısından nükleer santrallere sahip olması kaçınılmaz bir şey.

      • Volkan ERKILINÇ

        Ben zaten çevreci bir enerji üretim şeklinin olmadığını kabul ediyorum,bunu söylemiştim,çeşmeden su bile içsek bunun sera gazı salınımı var.Sizde şu linke bir göz atın,nükleer enerji kullanmakta olarak saydığınız bütün ülkelerin nerede ise son 15 yılda yenilenebilir enerjiye ne kadar yatırım yaptıklarını kendiniz görün. ( http://tr.wikipedia.org/wiki/R%C3%BCzg%C3%A2r_g%C3%BCc%C3%BC ) Israrla aynı linki gönderiyorum ama kimse bakmıyor sanırım :)

        Ben enerji üretmeyelim demiyorum ki sadece bu nükleer olmasın diyorum.Yoksa tabiiki enerji bizede lazım yoksa 250 watt elk kullanan SLI ekran kartlarımıza nereden enerji bulacağız değil mi? :)

        Gelelim nükleer enerjinin eksilerini yazmaya :)

        Birincisi bir kere reaktörden su buharı dışında bir atık çıkmaz diye bir şey yok,evet aslında görünürde çıkmaz ama uranyum madenciliği ve bunu nükleer yakıt haline getirmek müthiş bir karbon salınımı gerektirir.Madenciliğin çevreye ne kadar zarar verdiğini zaten belli.Hele 1 ton uranyum için on binlerce ton toprak öğütüp bütün çoğafyayı alt üst edeceğinizi düşünürseniz.. (tam hatırlamıyorum ama 1000MW lık bir nükleer santralin 1 yıl çalışması için gereken yakıt,bakım,atık depolaması vsvs için yapılan karbon salınımı 1000MW lık bir termik santralin 1 yılda ortaya çıkardığı atığın%30-35 kadar.İsterseniz PPT sunum dosyaları olarak değerleri bulup gönderebilirim) Bu anlamda baktığınızda aslında nükleer enerji hiçde iddaa edildiği gibi sıfır karbon salınımı yapan bir enerji üretim şekli değil.

        İkinci bütün nükleer reatörler deniz suyu ile soğutulmak zorundadır o yüzden ya deniz kenarına yada çok büyük göllerin yanına yapılır.Soğutma işi için milyonlarca litre su lazım gelir çünkü.İşte reaktörü bu soğutma faliyeti yüzünden denizden alıp denize bıraktığı sıcak su yüzünden,denizde onlarca km2 lik bir alanın ısısı ortalamanın üzerine çıktığınında denizde doğal yaşam bitiyor su altı resmen çölleşiyor.(ısı artışı bir kaç derece bile olsa buradaki yaşam yok oluyor)

        Üçüncüsü ise atık sorunu atıkların saklanması konusunda nasıl “eksisi” olmadığını düşünürsünüz anlamıyorum.Şuan kocaman bir havuza koyup ısınıp erimesin diye habire soğutmaktan başka yapılabiliecek bir şey yok..Sıraladığınız ülkelerin hepsi kara kara yüzbinlerce ton atığı ne yapacağını kara kara düşünüyor..Amerikada en son proje bir dağın içine gömmek ama hiç bir eyalet kendi toprakları içinde olmasına izin vermiyor.Almanya deseniz atıkları tren ile oradan oraya taşımaktan başka bir şey yapamıyor.Dünya öyle bir durumdaki sıcak patatesi atar gibi bütün ülkeler atıkları birbirlerine itelemeye çalışıyorlar..Lütfen bu linke bir gözatın o çok övdüğünüz fransanın atıklara nasıl boğazına kadar battığını görün..

        http://www.greenpeace.org/turkey/tr/news/frans-z-ampanyas-radyoaktif/

      • Tahir Meylani

        Yukarıda bahsettiğin rakamlar Greenpeace’den mi? Eğer öyleyse kuşkulu yaklaşmak lazım diye düşünüyorum; zira pek çok yerde olduğu gibi çevreciler de sıklıkla rakamları abartıyorlar.

      • Volkan ERKILINÇ

        Rakamlar greenpeace’cilerin değil, ama tabii dünya nükleer karşıtı hareketin söylediği rakamlar..

        Haklısınız kimseye güvenmemek lazım o yüzden araştırabilirsinizde..Birde şöyle düşünün abartıyorlarsa yada yalan söylüyorlarsa sorun yok.Ama ya doğru söylüyorlarsa :)

      • Hamdi Kellecioğlu

        Nükleer atık konusu anlatıldığı kadar ürkünç bir konu değil. Teknoloji bu konuda da gelişiyor. Reaktörden çıkan atıkların yeniden kullanılması veya bazı işlemlerden geçirilerek başka endüstrilerde kullanılması gibi durumlar söz konusu. Hatta illa atık olarak saklayacam deseniz bile bunu mümkün olduğunca seyrelterek zararsız hale getirmek mümkün.

        Bu arada nükleer atıklar gündeme getiriliyor ama dünyaya gerçekten zarar veren endüstriyel atıklara göre oranının ne olduğu hiç söylenmiyor. Nükleer atık oranı bu enerjiyi kullanan ülkelerde diğer endüstriyel atıklara göre %1 gibi oldukça düşük bir seviyede kalıyor. Bu %1’in büyük bölümü de düşük seviye nükleer atık olarak nitelendiriliyor.

        Soğutma suyunun denize verilmesine gelince. İşleme sürecinde ısı üreten bütün fabrika ve tesislerde soğutma suyu kullanılır ve bunlar genelde bir akarsu veya deniz kenarına konumlandırılırlar. Nükleer tesislerde de bu soğutma suyu büyük kulelerde mümkün olduğunca soğutularak denize geri veriliyor. Elbette hiç etkisi olmaması mümkün değil ama o zaman diğer bazı fabrikaları da kapatmamız gerekir niye sadece nükleer tesislere kafayı takıyoruz.

        Benim kafamdaki kuşkuların giderilmesinde en büyük rol oynayan konu gelişmiş ülkelerin (ki kullanmayanı neredeyse yok) bu enerjiyi yıllardır kullanmaları. Ama iş diğer ülkelere gelince nedense bir anda halkın gözü korkutuluyor. Tamam, her ülkenin böylesi ileri teknoloji gerektiren ve tehlikeli olabilecek tesisi kurması önemli sorunlara yol açabilecek bir konu ama Türkiye’nin artık bu kapasiteye sahip olduğunu düşünüyorum.

        Son olarak yineliyorum. Verimlilik arttırıcı alt yapı çalışmaları, halkın bilinçlendirilmesi, rüzgar enerjisi veya diğer alternatif yöntemler mutlaka yapılmalıdır. Devlet en az nükleer santraller kadar bunlara da önem vermelidir. Ama artık Türkiye’ye nükleer santralin yapılması zamanı çoktan gelmiştir.

      • Volkan ERKILINÇ

        Bende yanlış biliyormuşum bacalardan gerçekten zararlı elemanlar çıkıyormuş

        “Karşılaşılan kimi argümanlara göre nükleer santrallerin bacası yokmuş ve soğutma kuleleriymiş bizim gördüğümüz. Çevreye sadece su buharı atarlarmış… L. Tufan Erdoğan’a göre “Bazı radyoaktif füzyon gazları, reaktörün soğutma suyundan çıkartılıp, günlerce muhafaza edilir. Daha sonra filtreli bacalardan atılırlar. Bu gazlardan bir kısmı, bekletildikleri tanklardan santral binalarına sızarlar ve periyodik havalandırmalar sırasında, çok erken atmosfere bırakılırlar. Havaya karışan bu gazlar, sadece atmosferi değil, toprağı da kirletirler.” Aksilik olmaması durumunda dahi nükleer santrallerin çevreye zarar verdiğini, nükleer santral çevresinde yaşayan çocukların kanser riskini arttırdığını gösteren, Almanya’da yapılmış çalışmaya da bakılabilir. http://www.dw-world.de/dw/article/0

  3. jesus_me

    Türkiye’nin komşu ülkelerinin neredeyse hepsinde nükleer santral var. Olurda o santrallerde bir sıkıntı olursa, radyoaktif sızıntı olursa bundan ülkemizde ağır bir şekilde etkilenecek. Nasıl ki Çernobil nükleer santralinden Karadeniz şehirleri olumsuz etkilendi, yine etkilenebilir. Dolayısı ile elin santralinden zarar görmektense kendimiz yapalım bir santral. Olası bütün tehlike ihtimallerine karşı önlemleri de alıp kuralım diye düşünüyorum ben. Ha başkasından zarar görmüşsün ha kendin kendine zarar vermişsin.

  4. sero

    bencede kurulmalı bende isterdim hiç böyle şeyler olmasın kimsede olmasın çevre korunsun riskleri olmasın ama var ve teknoloji için mecbursunuz enerji ihtiyacıda gitgide çok daha fazla olmaya başladı ve karşılamak için ve herşeyden önce ucuzlaması için gerek ve hepsinden önemlisi ülkemiz gelişsin her teknolojiye sahip olalım ve türkiyeyi türkçeyi kültürümüzü çok daha ilerilere taşıyalım.Bunlarında olması için şarttır teknolojik gelişmeler.

  5. Hüseyin Eriten

    Onda var bunda var ama arkadaslar tehlikesi beni korkutuyor su barajı yıkılsa bundan bin yıl sonra saglıgı tehdit etmez ama bu böyle degil ülkemiz cok güzel bir yerde buna para harcama yerine hidroelektrik santralleri icin coğrafi konum olarak cok uygunuz güzel ve zengin akar su kaynaklarımız var liste ye de baktım etkileyici ama tüm dünya önlem alsa bir sekilde su nükleer cihaz santral silah milah gibi eko sistemi bozan seylerden vazgeçilse kendi hayatımız ve yaşadığımız çağa yon vermek hakkımız ama gelecek nesillere zehirli ve yasama kalitesi kötü bir dünya bırakmak hakkımız degil görüşüm budur

    • kaan bektaş

      gelecek nesillere kirli bir dünya bırakmak elbette hakkımız değil. Fakat bir su barajının yıkılmasıyla nükleer santraldeki olası kazalar yada durumlar kadar tahbibat olmayacağını söylemekte doğru değil. Bir hidroelektrik santrali bugün kurulduğu bölgedeki tüm bitki örtüsünü yok etmekte. Kurulduğu alanı ve binlerce metreküp suyu hapsetmekte. buda ekolojik dengeyi bozmakta. Belki nükleer santralde yaşanabilecek bir olumsuzluk gibi bir anda ciddi radyoaktif sızıntılar vs olumuszluklar. (bir anda) olmayabilir. Ama uzun vadeli ve çok ciddi dengesizliklere yol açabilir. Ve tabiki uzun vadeli olacağından insanlşıkta bunu geç farkedecek ve çözümü de geç gelecektir.

  6. UzmaN-ExperT

    Benim oyum olumlu olucak Türkiyenin gelisimde büyük rol oynucak bugun iran bile nükleer santıral kuralken biz niye kurmuyoruz sen yapma başkası yapıcak bunu evet teklikesi var ama Türkiye bizde 7 büyüklugunde depremde 50000 kişi gidek buda daha kötü Türkiyenin gelişime ihtiyacı var

  7. Ali Ateş

    İstatistikler kaza envanterleri vesaire ile boğuşmak belki durum analizi için lazımlık ama onlarla haşır neşir olma aşaması bir çeşit yabancılaştırma ve alıştırma efekti görevide yapıyor.
    Fecide bir facia trajedi severlik yaratıyor. Trajedinin trajedi felaketin felaket olabilmesi için neredeyse belli istatistiksel barajları aşar rakamlarda yıkım ve ölüm barındırması gerekirmiş gibi bi haleti ruhiye ile fikriyata vesile oluyor.
    Dolayısıyla türkiyenin değil sadece dünyanın nükleer nerjiye ihtiyacı yoktur.
    Nitekim o santraller olmazdan evvelde insanlar öylece yaşar giderlerdi…
    Hiçbir canlının nükleer nerejiye ve santralerine ihtiyacı yoktur ve selam…

  8. esahin

    Bence de kurulmalı. Japonya’da bahsi geçen santral 1970’li yıllarda kurulmuş. Yani dünyanın 40 yıl gerisindeyiz neredeyse. Başka ülkelerin senelerdir sahip olduğu bir teknolojiyi biz ancak kullanabiliyoruz. Nükleer santral kuran bütün ülkeler dezavantajlarının ve tehlikelerinin farkındaydılar. Buna rağmen nükleer enerjiye soğuk bakmadılar. Felaket senaryoları üzerinden gidip vazgeçmediler. Bu yüzden de onlar Mars’a araç gönderebiliyorlar ve dünyanın ekseninin kaç derece kaydığını hesaplayabiliyorlar, biz bakıyoruz.

    Evet nükleer santralin bazı eksileri ve tehlikeleri olabilir, ancak fiyat/performans bakımından en iyi çözümdür. Ayrıca nükleer santral kurmak rüzgar tribünleri veya hidroelektrik santralleri kurmaya engel değildir. Hem Türkiye niye elektrik ithal etsin ki, elektrik ihraç eden ülke konumuna gelmesi ülkemiz için de daha iyidir.

  9. Amras Ancalimë

    Herkes faydası ve zararından bahsetmiş. Peki santral kurulsa elektiriği ucuzlatacaklar mı ? Türkiye enerji pahalı diyorlar santral kurunca fiyatları aşağı çekeceğiz. Sanayi kuruluşları için teşvik olacak karlılıkları artacak gibi bir durum var mı ? Halka böyle bir faydası olacak mı ? Kaldı ki enerjini pahalı olmasının sebeplerinden biri ülkeminizn belli yerlerindeki kaçak kullanım yükünün diğerlerine bindirilmiş olması. Kaçak kullanımı büyük şehirlerde ve belli bölgelerde önleyebiliyorlar fakat her yerde önleyemiyorlar. Yani santral yapılınca bizim için ne değişecek ? Santral yapılınca doğalgaz ve kömürle elektrik üreten termik santralleri kapatacaklar mı ? Dolayısıyla dışarıdan doğalgaz alımımız düşecek mi yada doğalgazın fiyatını da ucuzlatacaklar mı ? Yani kime ya da kimlere faydası olacak ? Medem Türkiye ‘ye faydası olacak bunları da kapsaması lazım. Ama TV de yada başka bir yerde bunu yaptırmak isteyen yöneticilerimizin bu tip şeylerden bahsettiğini görmedim. Türkiye ‘nin ilerlemesi için lazım diyorlar. Doğrudur gerekli ilerlemesi için ama şimdi nüklüer santral yok diye yada elektrik pahalı diye işletmeler açılmıyor mu yada yatırım yapmıyorlar mı ?

  10. Ziyaretçi

    Nükkler enerji hem amiyet hemde çevreye vereceği olumsuz zararlar olarak hiçbir enerji kaynağı ( hele hele tüpgaz ve doğal gaz) ile karşılaştıralamaz.
    http://timurugan.wordpress.com/tag/nukleer-santral-oyunlari/
    Çernobil in 30KM çapındaki alana giriş yasaktır üstlik yasak 600 yılla sınırlıdır. Biraz araştırsanız bizim nükleer santralin kimler tarafında ,nereye ve hangi teknoloji ile kurulucanı şaşarsınız.
    Aklın varsa kaç dedikleri türden bir konu…

  11. LORDTEK

    Nükleer demek sadece elektrik demek değil, teknoloji demektir. Nükleere karşı olanlar kanser olduklarında kemoterapi görünce ne düşünüyorlar acaba?
    Gelişmiş ve nükleer teknolojiye sahip ülkeler diğerlerinin de aynı sahada bulunmalarını istemedikleri için “çevreciler” üretip salıyorlar. Bu çok değerli “çevreciler” sayesinde nükleer teknoloji onların ülkelerinde gelişiyor.

    Ne alâ eğer faydam donursa… Bence gelecekte fosil yakıtların tükenmesi veya yaklaşımın değişmesi neticesinde çok fazlaca olan nükleer santraller aracılığıyla suyun dehidrasyona tabi tutup hidrojenin kullanılması kabul görecek. Yani fosil gidecek nükleer aracılığıyla eldelenen hidrojen gelecek. Böylece doğa da temiz kalacak, enerji zenginliği de yaşanacak. Tabi önce birilerinin bu alanda kaymak yemesi için diğerlerinin üzerine “çevrecilerin” salınması lazım deül mü :D

  12. Volkan ERKILINÇ

    NÜKLEER KAZALAR
    İyonlaşma Radyasyonu Sonucunda Meydana Gelen Kazalar
    08-08-1945 – Los Alamos (ABD), 1 ölü; kritiklik kazası: Kritik altı bir yakıt elemanının çevresine yansıtıcı blok yerleştiren işçi, yakıt kütlesinin kritikliğe ulaşması sonucu oluşan radyasyondan ölür.
    21-05-1946 – Los Alamos (ABD), 1 ölü; kritiklik kazası, bir öncekine benzer bir kaza.

    15-10-1958 – Vinca (Yugoslavya), 1 ölü; biyolojik zırhlama olmadan gerçekleştirilen bir kritiklik deneyi sırasında, operatör hatası sonucu kontrolsüz kritiklik nedeniyle 6 personel radyasyona maruz kalır, bir kişi ölür, beş kişi ilik kanseri tedavisi görür.

    03-01-1968 – Idaho Falls (ABD), 3 ölü; SL1 araştırma reaktörü, kontrol çubuğunun elle çekilmesi sonucu reaktör koruna fazla miktarda reaktivite sokulur, ani ve çok miktarda güç yükselmesi sonucu oluşan “su çekici” nedeni ile meydana gelen patlamada üç kişi hayatını kaybeder.

    24-07-1964 – Woods River (ABD), 1 ölü; kritiklik kazası, yüksek zenginlikteki uranil nitrat solüsyonunun taşınması sırasında meydana gelmiştir.

    13-05-1975 – İtalya, 1 ölü; gıda sterilizasyon tesisinde Kobalt-60 kaynağından yayılan radyasyon sonucu ölüm gerçekleşir.

    23-09-1983 – Constitiuyentes (Arjantin), 1 ölü; reaktör koru modifikasyonu sırasında ani güç yükselmesi nedeniyle operatör ölür.

    26-04-1986 – Çernobil (SSCB); Kontrolsüz ani güç yükselmesi kazası, yanık ve travma nedeniyle iki ani ölüm, 10 günlük periyot boyunca atmosfere radyoaktif fisyon ürünlerin atılması, yaklaşık 200 kişinin akut hastalığına tutulması ve bunlardan 29′ unun kazayı izleyen üç ay içerisinde ölmesi.Çevreye Etki Eden ve Çalışanların Işımaya Maruz Kaldığı Kazalar Önemli nükleer kazalar içinde sadece biri, Windscale kazası gerçek önem taşır. Diğer tüm kazalar, reaktör parçalarını ilgilendiren, birkaçı personelin ışımaya maruz kaldığı olaylardır.

    1957 – Windscale (İngiltere); Metal uranyum yakıt elemanlarının soğutulması kaybı sonucu çıkan reaktör yangınıdır. Fisyon ürünleri atmosfere yayılmıştır. Hemen çevrenin ve çalışanların izlenmesine başlanmış, bir süre için süt dağıtımı durdurulmuştur.

    1958 – Chalk River N.R.U. (Kanada); Bozuk yakıt elemanlarının reaktör korundan
    çıkarılması sırasında, yakıtın taşıma konteynerine sıkışıp, daha sonra depolama kuyusuna düşerek yanması kazasıdır. Kaza ve tamirat sırasında 3 kişi 100-200 miliSievert, 15 kişi 50-100 mSi., 30 kişi 30-50 mSi. radyasyon almıştır. Küçük bir alana da radyoaktif ürünler yayılmış ancak yerleşim bölgesinden uzak olduğu için bu fazla önemli olmamıştır.

    Mart 1965 – Chinon A1 (Fransa); Girilmez işaretini görmeyip, yakıt değiştirme bölgesine giren bir işçi 0.50 Gray doz almıştır.

    Eylül 1979 – Chinon A2 (Fransa); Karbon-dioksit kaçağını bulmak için yapılan bir çalışma sırasında iki işçi 340 mSi ve 110 mSi. doz almıştır.
    Santralin Mevcudiyeti Üzerinde Etkili Olan Kazalar

    AĞIR SULU REAKTÖRLER
    1952 – NRX, Ani güç yükselmesi sonucu çok sayıda yakıt erimiştir.

    1969 – Lucens (İsviçre), Basınç tüpünün parçalanması ve kısmi kor erimesi, bina
    içersinde yüksek kirlenme olmuş ancak dışarıya kaçak yok. Tesis kapatılmıştır.

    1968 – EL4 (Fransa), Bozuk buhar üretecinin değiştirilmesi tesisin iki yıl kapalı
    kalmasına neden olmuştur.

    GAZ SOĞUTMALI REAKTÖRLER
    1967 – Chapel Cross (İngiltere), Yakıt elemanlarının bir kısmının erimesi sonucu reaktör iki yıl kapalı kalmıştır.

    1969 – Saint-Laurent A1 (Fransa), Yakıt elemanının erimesi ile yaklaşık 50 kg. uranyum reaktör kabına yayılmıştır ve tesis bir yıl kapalı kalmıştır.

    1980 – Saint-Laurent A1 (Fransa), metal plakaların soğutucu kanallarını tıkaması sonucu 2 yakıt elemanı erimiş, reaktör iki buçuk yıl kapalı kalmıştır.

    BASINÇLI SU REAKTÖRLERI
    Reaktör içerisinde meydana gelen olaylar tesislerin uzunca süre kapalı kalmalarına neden olmuştur. Bu tip reaktörler içinde en önemli kaza, Three Mile Island 2 kazasıdır. Basınçlayıcıdaki emniyet vanasının yanlışlıkla kapalı kalması ve operatörün güvenlik enjeksiyonunu ve pompaları erken kapatması ve buhar üreteci besleme suyunun kaybı sonucu reaktör korunun bir kısmı erimiş ve reaktör kabının büyük bölümü kirlenmiştir. Atmosfere
    salınan radyoaktivite miktarı sınırlı kalmıştır.

    KAYNAR SULU REAKTÖRLER
    1975 – Browms Ferry (ABD), Reaktör kabı kablo deliklerinin kontrolü için yapılan
    uygunsuz metotlar yüzünden çıkan yangın nedeniyle reaktör 17 ay kapalı kalmıştır.

    1972 – Millstone (ABD), Kondenser tüplerindeki kaçak yüzünden buhar devresine giren deniz suyu nedeniyle reaktör 6 ay kalmıştır.

    HIZLI ÜRETKEN REAKTÖRLER
    1955 yılında EBR1 (ABD) ‘de yakıt erimesi binanın kirlenmesine, tesisin kapatılmasına neden olmuştur. 1966′ da Enrico Fermi (ABD) ‘de iki yakıt elemanının erimesi yüzünden 4 yıl normal işletime dönülememiştir. 1973’te SSCB’de buhar üretecinde sodyum-su etkileşimi meydana gelmiş, aynı sorun 1976, 1982 ve 1983’te Phenix (Fransa) reaktöründe de görülmüştür.

    Ne hiktmetse sorunların yarısı fransada çıkmış,bunun üzerinde bence biraz düşünülmeye değer..

    • Hamdi Kellecioğlu

      Bazı kazalar listeyi kabartmak için koyulmuş gibi sanki. :))

      “Mart 1965 – Chinon A1 (Fransa); Girilmez işaretini görmeyip, yakıt değiştirme bölgesine giren bir işçi 0.50 Gray doz almıştır.”

      Volkan sen üzerine alınma listeyi bir yerden almışsın muhtemelen ama bu tür yaklaşımlar bizim aklımıza hakaret gibi algılıyorum.

      Not: Kazaların yarısı Fransa’da olmuş demişsin bu durumda Fransız halkının nükleerin yan etkilerinden (kanser vs) kırılmış olması gerekmez mi? Tabi Fransa’ya komşu devletlerin cırlaması ve dünyayı kirlettiği için tüm devletlerin yaptırım uygulaması falan…

      • Volkan ERKILINÇ

        :)
        Evet tabi bende listeyi internetten buldum ama adam sonuçta 0.50 yi almış..Zaten söylemek istediğim Fransa’da bu kadar kaza oldu,bu kadarda kanser olması gerekir tarzında bir şey değil.Benim söylemek istediğim söylenenin aksine aslında bu teknolojinin ne kadar kırılgan olduğu,hataya ne kadar açık olduğu.Düşünün Fransa bu konuda en tecrübeli ülkelerden biri güya, ama kaza listesine bakın..Japonya’yıda o yüzden göndermiştim hatta.Bence nükleer riski çok küçümsüyorsunuz..

        Benimde anlamakta zorlandığım,bütün bunları nükleere göre temiz ve risksiz bir yol ile yapmak var iken,neden kurulması pahalı,yakıtı pahalı,ömrü bittiğinde sökmesi pahalı,riskli,bir teknolojiye yılda 5000MW üretebilmek için 20 milyar dolar verelim.

        Almanyada rüzgardan elde edilen enerji bugün itibari ile yılda 22.777MW.Ve adamların hedefi “Enerji tüketiminde yenilenebilir enerjinin oranı – 2020’de % 18, 2030’da % 30, 2050’de % 60″a çıkarmak.Keza avrupa birliğinin genelinde bu yönde katlanarak artan bir ivme var.Fransa, 2010 itibariyle 12.500 MW kurulu güce sahip olmayı hedefliyor.Kanada rüzgâr kapasitesini 2000 ile 2006 arasında hızlı bir şeklide arttırarak 137 MW’dan 1451 MW’a çıkarttı.Amerika ise rüzgar konusunda yılda ortalama %20 büyüyor.Kurulu rüzgar jenaratörlerinin %81’i ABD ve AB ülkelerinde.Madem nükleer o kadar iyi bir teknoloji neden sürekli yeni reaktör yapmıyorlar.Neden almanya 7 tane reaktörünü sökme kapatma kararı aldı.Neden Kanada ve Abd’de bir sürü nükleer santral proje aşamasında bekletiliyor.Neden küresel olarak nükleerden elde edilen enerji oranı %2,5. Hal böyle iken adamlar yenilenebilir enerji teknolojilerine küldür,küldür yatırım yaparken bence biz yanlış yapıyormuşuz gibi geliyor bana..

        Bu arada almanyada yenilenebilir enerji sektöründe 300.bin kişi çalışıyormuş ve sektörün hacmi 20 milyar Euro..20 milyar doları ruslara vereceğimize bu paranın yarısını kendimize sektör kurmaya harcasak, bunun nesi kötü olur ki?Üstelik yılda 1000 ton uranyum alacaz adamlardan 50 yıl boyunca..

      • Hamdi Kellecioğlu

        Bu söylediklerine ben de katılıyorum zaten bunlar olmalı, hatta öncelik de verilmeli ve teşvik edilmeli. Ama mesele sadece elektrik üretmek değil. İşin siyasi ve teknolojik başka boyutları da var. Örnek verdiğin ülkelerde onlarca reaktör var zaten bunların faydalarından (ekonomik, teknolojik, siyasi) yararlanıyorlar bunların yanında alternatif yöntemleri değerlendirmeleri gayet mantıklı. Türkiye’de de 30 yıl önce kurulmuş 2-3 reaktör olsaydı şu anda yenisini kurmak yerine alternatif yöntemlerin öne çıkarılması konuşulabilirdi.

  13. Volkan ERKILINÇ

    Fukuşima’da nükleer fiyaskoların tarihi…

    Japonya’da meydana gelen 8.9 şiddetindeki deprem sonrası, Fukuşima nükleer santralindeki sızıntı insanlığı tehdit etmeye devam ediyor. Nükleer lobilerinin ve nükleer enerjiyi savunanların iddia ettiği gibi, bu kazalar istisnai değil. İşte Fukuşima’da nükleer enerjiyle ilgili yaşanan tehlikelerin tarihi…

    Fukuşima’daki ilk nükleer reaktör, Mart 1971’de ticari işletmeye başladı.

    Bundan sadece 4 yıl sonra, reaktörün yüzeyinde korozyon (eskime, paslanma) sonucu oluşmuş çatlaklar görüldü.

    Ocak 1989: Reaktörlerin birindeki pompada ‘anormal titreşimler’ görüldü.

    Tokyo Elektrik Enerjisi Şirketi 6 günde tesisi kapattı.

    Japonya Nükleer Güvenlik Komisyonu şirketin yaptığı işlemi ‘baştan savma’ olarak nitelendirdi.

    Şubat 1993: Yüksek basınçlı buhar kazasında bir işçi hayatını kaybetti, iki işçi yaralandı.

    Haziran 1997 ve Ekim 1999’da başka kazalar da meydana geldi.

    Temmuz 2000: Tesis, Richter ölçeğine 6.1 olarak yansıyan bir depremde etkilendi. Radyoaktif suyun dışarı sızması sonucu tesis kapatıldı.

    2002: Bu, Fukuşima’ya dair en büyük skandalın yaşandığı yıl oldu.

    Tokyo Elektrik Enerjisi Şirketi, tesise dair yanıltıcı güvenlik raporları yayınladığı gerekçesiyle 29 kez suçlandı. Şirket, çoğu Fukuşima’da olmak üzere, tesislerde meydana gelen çatlakları kapatmakla suçlanıyordu. General Electric de bu sahta raporları yönetti.

    Şubat 2003: Tepco, kendi getirdiği güvenlik önlemlerine uymadığı gerekçesiyle yeni suçlamalarla karşılaştı.

    Fukuşima’daki bir numaralı reaktör yaklaşık 3 sene boyunca kapalı tutuldu. Bu reaktör Temmuz 2005’te yeniden açıldı, ancak sadece bir ay sonra yeni bir radyoaktif sızıntı sebebiyle bir kez daha kapatıldı.

    Fukuşima, Ekim 2005 ve Şubat 2006’da bir dizi acil kapatma operasyonuna daha tanıklık etti.

    Haziran 2008: Deprem sonucunda 5 galon radyoaktif su dışarıya sızdı.

    Fukuşima’daki bir numaralı reaktörün 40 yıllık bir lisansı bulunuyor ve bu gelecek hafta Cumartesi günü sona erecek. Japon hükümetindense, tesisin kapatılacağına dair hiç bir işaret alınmadı.

  14. Ziyaretçi

    En buyuk risk nedir ?
    Turkiyenin belki yarisinin radyasyona maruz kalmasi on yillarca yasama elverissiz olmasi.

    Bu risk alinabilir bir risk mi ?

  15. kesinlikle hayır

    kessinlikle kurulmamalı….türkiye teknolojik bakımdan zayıf bir ülke japonya bile bu sızıntıyı engelliyemiyorken türkiye asla engelliyemez diyorlarki o zaman telefonda bilgisayarda kullanmayalım bilgisayar televizyon insanın genetik yapısını anında bozmuyorki çok saçma asla kurulmamalı kesinlikle buna karşıyım

  16. kaan bektaş

    tüm gelişmiş ülkelerde olan, gelişmemişlerde olmayan bir teknoloji. Sizce bu bi tesadüf mü? Yada gelişmiş ülkeleri geliştiren etkenlerden biri olarak gösterilemez mi? Ben şuan bu konuda bi ödev hazırlıyorum ve yazılan tüm yorumları dikkatle okudum. Tabiki verilere de bakıyorum ancak sadece kurulmalı ve kurulmamalı diyenlerin fikirlerinden aldığım özetle, fikrimi hiç bi araştırma verisine dayandırmadan kurulmalıdır diyorum. bugün bizde yok sebebi biraz teknolojik görgüsüzlük. Biraz (hatta aşırı) önyargı vs.. Eğer zararlıysa japonyadaki olay bizi etkilemedi diyebiliriz. fakat aynı teknolojiye komşu ülkeler de sahip. uzağımızdaki bizi pek etkilemez ama yakınımızdaki etkileyecektir. Bugün iran, bulgarıstan vs.. bile kullanıyor. ve bi arızayla karşılaşılmıyor. Ben onlardan daha iyi sahip çıkacağımıza ve daha verimli kullanılacağına inanıyorum

  17. ali can can

    bence nükleer santral kurulsun diyenlerin hepsi araştırmadan cahilce konuşuyorlar yanlış anlaşılmasın ama çoğu kişi sayın başbakan erdoğan dedi diye kurulsun diyor bakın amerika japonyaya atom bombası attı peki radyasyon yüzünden kaç yıl boyunca insanlar acı çekti ve doğayı kirlettin nükleer santralin ne farkı var evet bazı riskleri almamız gerekir ama bu bile bile ölüm demek bir kere doğaya zarar verse ne olur diyorsun SİZ BİR AÇIP KURANI KERİMİ OKUYUN BU DÜNYA SİZİN DEĞİL ALLAHIN BU DÜNYA BİZE EMANET

  18. furkan özyılmaz

    şimdi öncelikle ilerleyen yılları düşünmek gerekmektedir bunun için ilerleyen zamanlarda da nükleer santral lerden elde edilen atom bombası vs nükleer silahlardan dolayıda diğer devletlere gözdağı olacağından kurulmalıdır.Ancak türkiyeye bunları yapacak olan da bu işi en az güvenceyle yapan ruslardır ama yapılmalıdır….

    • vildan can taş

      bence kurulmalı her şeye yasak getirmekten geri kalıyoruz rusların beceriksizligi yüzünden meydana gelen patlama bizde de olacak diye bir kaide yok ABD niye olmuyoryada Avrupada bütün gelişmiş ülkelerde nükler santrel var bizde niye olmasın.?

  19. Ziyaretçi

    Arkadaşlar Tüm gelişmiş ülkeler bu enerjiyi kullanmakta. Olan bir – iki olaya bakarak bu” hayır kurulmasın çok zararlı!” yagılarına varıyosunuz ama dünya üzerinde var olan ve kusursuz bir biçimde çalışan 400 ün üzerindeki hiç duymadığınız nükleer santerllere bakmıyorsunuz. Doğrusunu söylemek gerekiyorsa bu sözlerim gereksiz, çünkü resmen “Yorumsuzsunuz”.. saygılar.

  20. GAREZ

    yuh burasınıda nükleer santral isteyen embesiller basmış… ilk depremde patlayıp dünyaya radyasyon yayacak ölüm tesisisini destekleyen moron sayısı ne kadar çokmuş…

  21. Ziyaretçi

    arkadaşlar konuya sadece uzaktan bakmayın şimdi bu nükleel santıral yapılsa siz zannediyormusunuzki elektirik fiyatları ucuzlucak asla çünkü rusların yaptığı nükleel enerji santralinin elektiriği gene onlara yani ruslara satılaca ayrıca tesiste birtane türk çalışmayacak bukadar riskin tek karı eski sovyetler yani rusyayla diplomatik ilişkileri sağlamlaştırmak. diceksinizki nereden biliyon ben o tesisi yapacak rus patronların mersinde gıda üzerine kurdukları tesiste çalışıyorum adamlar uganya başkanı bile kabul etmedi türkiye hemen atladı projeye diyor siz ne diyorsunuz

  22. nurten

    hiç ölmeyecekmiş gibi konuşuyorsunuz beeeee.kıyamet kopacak haberiniz yok.bırakında .nükleerler kurulsun gelişmişlik içinde geçirelim geriye kalan ömrümüzü.namaz kılın oruç tutun fakire fukaraya yardım edin sonumuz kara toprak selametleeee

  23. bora toprak

    Volkan arkadaşımıza üşenmeden, bıkmadan herkese nezaket ölçülerinde yanıtlar verip bu konuyu bu kadar açık net bir doktora tezi titizliğinde yazıp aydınlattığı için duyarlı bir vatandaş olarak teşekkür ediyorum Volkan kardeşim lütfen sen susma her yerde yazmaya konuşmaya yılmadan devam et.japonya da şu an 54 tesisden sadece 6 sının çalışmasına rağmen hala büyümeye devam etmesi sırf japonlara özgü bişey olmasa gerek …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

css.php