MotoGP 10/11 İnceleme
Sepang’tan Indianapolis’e…
Oyun modlarına bakınca Monumental Games’in geçen yıldan bu yana suya sabuna dokunmadan oturduğunu düşünebilirsiniz. Lakin İngiliz dostlarımız, oyunu görsel anlamda bir adım ileriye taşımaktan geri kalmamışlar. Özellikle motorsiklet modellemeleri epey başarılı. Tabii fotorealistik bir kaliteden bahsetmek yine pek mümkün değil. Pist ve çevre detayları geçen senelere nazaran daha iyi görünüyor olsa da; pek canlı durdukları söylenemez mesela. Ayrıca Mugello ve Motegi gibi alternatif güzergah konfigürasyonlarına sahip pistlerde bazı detayların eksik olduğunu fark ederek üzülebilirsiniz. Evet, bu zayıflıklara rağmen oyun MotoGP 09/10’dan çok daha kaliteli görünüyor. Hatta içinde motorsiklet bulunan en iyi grafiklere sahip yarış oyunu da diyebiliriz buna (Motorstorm: Apocalypse çıkana kadar en azından).
Oyun, işitsel anlamda ise çok daha başarılı bir iş çıkarıyor. Geçen yılki sivrisinek seslerinden sonra, bu yıl her bir motorun sunduğu farklı hisleri dahi tadabiliyoruz. 125cc’lik bir Aprilia’dan 600cc’lik bir Moriwaki’ye alt sınıf motorsikletler bile tatmin edici seslere sahip. Düzlükte 350 km’ye kadar hızlanabilen 250 beygirlik bir Yamaha ise, gök gürültüsünü odamıza kadar getirmeyi başarıyor.
Grafik ve ses kalitesini bir kenara bırakırsak; Monumental’in geçen yıldan bu yana en büyük aşamayı sürüş dinamiklerinde kaydettiğini görüyoruz. MotoGP 09/10’u bir simülasyondan çok tatsız bir arcade motorsiklet yarışına çeviren yol tutuş ve kontrol mekanikleri tamamen terk edilmiş. Tamam, ortada devrimsel bir dönüşüm olduğu söylenemez belki. Özellikle de ilk bakışta. Ancak şeytan, her zaman olduğu gibi yine detaylarda gizli ve onu saklandığı yerden tutup çıkarmak için biraz sabırlı olmamız gerekiyor.
Bu iki tekerlekli canavarlardan biriyle pistlerdeki ilk deneyimini yaşayacak oyunseverler için hemen her simülasyon oyununda olduğu gibi açıp kapatılabilecek yardım seçenekleri mevcut. Çekiş kontrol (traction), sürüş çizgisi, ön ve arka fren yönetimi, vites kontrolü, virajlarda öne ve arkaya ağırlık transferi ve hatta rüzgarlığın altına doğru eğilerek ekstra aerodinamik kazanmamızı sağlayan tuck-in hareketine kadar akla gelecek hemen her konuda yardım alabiliyoruz. Tabii takdir edersiniz ki; sürüş keyfi, her yarış oyununda olduğu gibi MotoGP’de de kontrolün ne kadar elimizde olduğuyla ilgili. Kısacası deneyimin asıl güzelliği, kontrollere alışmaya başlayıp bütün bu yardım opsiyonlarını kademe kademe kapattıktan sonra ortaya çıkıyor. Bir virajın orta yerinde yaptığımız frenle kayan arka tekerleğin, virajın hemen sonunda gaza asılmamızla birlikte dengesiz bir şekilde yalpalamaya başladığını hissedebilmek tarifi zor, iç gıcıklayıcı bir heyecan sunuyor kesinlikle.
Tabii araba yarışlarına alışmış oyunseverler, virajlardaki kontrolleri biraz hantal bulabilirler. Gerçekten de ilk başlarda- özellikle de şikanlarda- motoru sağa sola yatırmakta zorlanabiliyoruz. Ancak ilk bir iki saatin sonunda virajlara doğru yerlerden ve doğru hızda girmeyi öğrendiğimizde bu ufak sorun ortadan kalkıyor. Aynı şekilde fren-duruş mesafeleri de kendisini dört tekerlekli oyunlarda geliştirmiş oyunculara birazcık uzun gelebilir. Hatta virajlara yaklaşırken yeşilden kırmızıya dönüp viraja giriş hızımızı ayarlamamıza yardımcı olan meşhur sürüş çizgisini araba yarışlarında alıştığımız şekilde takip ediyorsak, kendimizi sık sık mıcırların içinde yuvarlanırken bulabiliriz. Zira bu iki tekerlekli roketler, gerek dört tekerlekli araçlar gibi tam güç fren yapamadıkları için gerekse karşı koymak zorunda oldukları bambaşka fizik kuralları yüzünden nispeten uzun fren ve duruş mesafelerine sahip. Monumental’in MotoGP 09/10′da kullandığı arcade odaklı fren mekaniğini terkedip MotoGP 10/11′de gerçeğe en yakın fizikleri uygulamaya çalışmış olması takdire değer.

Kuşkusuz bu şekilde etrafa daha iyi hakim olabiliyoruz; ancak birinci şahıs kamerası da şaşırtıcı derecede iyi bir iş çıkarıyor.
Lakin bütün bu kontrollere alışma süreci hiç de kolay geçmiyor ve ustalaşmak için en ufak bir kestirme yol dahi bulamıyoruz. Yani benim gibi GTR 2’den Grand Prix 4’e, Richard Burns Rally’den Gran Turismo’ya her tür dört tekerlekli araç simülasyonuna aylarınızı vermiş olsanız bile MotoGP 10/11, size bol bol asfalt öptürmeyi başaracak. Sonunda gerçekten keyifli bir sürüş deneyimine kucak açmanın yolu ise, saç baş yolmaya ara verip sabırlı olabilmekte yatıyor.
Peki bütün bu heyecan verici görünen sürüş mekanikleri, ortaya kusursuz bir deneyim çıkarabiliyor mu? Bu noktada akla gelen ilk soru bu olsa gerek.







afedersiniz ama zaten saçmasapan bir zanaat olan oyun oynamanın en saçma hali yarış oyunu oynamak olsa gerek.eyyorlamam bu gadar
konsolumuz yok, gariban sbk-x oynamaya devam : /
oyunu 2 haftadır xboxta oynuyorum. motogpye yükselmeme rağmen hala bıkmadım. bu sefer tutturmuşlar ayarı. 2011 sezon güncellemesi gelince daha da güzel olcak sanırım. rossi ducati’de patladı bu sezon valla
bu durma mesafesi başta bana da çok garip gelmişti ancak biraz düşününce olayı kavradım. herkese asistleri kapamayı tavsiye ediyorum. adamların sunduğu kontrol esnekliği muhteşem olmuş
hasar olayına çok takılmadım ben ama yağışlı hava ve düzlükte çıkan sorunlar can sıkıcı harbiden. ama sizi tebrik etmek istiyorum çok iyi bir inceleme olmuş. simülasyoncular ve motogpciler için çok doyurucu. tebrikler