Jurassic Park: The Game İnceleme
90’larda Jurassic Park ve akabinde oluşan bilumum “dinazor” temalı materyalle büyümüş biri olarak Telltale Games gibi bir stüdyonun, Jurassic Park oyun haklarını satın aldığını duyurması, beni oldukça heyecanlandırmış ve gelecek olan Jurassic Park oyunu için de hayli umutlandırmıştı. Zira Telltale Games’i son dönemde hazırladıkları Sam & Max, Monkey Island, Back To The Future gibi “episodik” formatta başarılı macera oyunlarıyla tanıyor ve yakından takip ediyoruz. Telltale yapımlarını genellersek, bunların gelişen dijital pazarın nimetlerinden sonuna kadar faydalanan, başarılı “point&click” macera oyunları oldukları sonucuna varıyoruz. Başarılarının altında yatan kilit unsur olarak, sağlam bir “formül” üzerinden inşa edilmiş olmalarını gösterilebiliriz. Bu formül elbette temelde “Steve Purcell” gibi ustaların kaleminden çıkan, mizah yönü hayli kuvvetli senaryoları içeriyor. Bu senaryoları tamamlayacağı bir diğer bileşen, şüphesiz ki zekice tasarlanan “bulmacalar” oluyor. Bu iki unsur, Telltale’ın bu zamana dek oyunlarında kullandığı klasik formülü oluşturuyor. Ancak nedendir bilinmez, stüdyonun “Jurassic Park: The Game”de bu formülün tamamen dışına çıktığını, bunun sonucunda da işi eline yüzüne bulaştırdığını görüyor ve şaşırıyoruz.
Jurassic Park: The Game tıpkı diğer Telltale yapımları gibi tek paket olarak satışa sunuldu. Tek paket içerisinde dört bölüm halinde elimize ulaşan oyun, Jurassic Park konseptine sıkı sıkıya sadık kalıyor ve serinin filmlerinden edindiğimiz bilgiler ışığında hareket ediyor. Telltale bu bilgilere bizleri şaşırtacak yeni katkılarda bulunmaktan kaçınmışa benziyor ki, seriyi beyazperdede takip etmiş bünyeler üzerine oyunun herhangi bir ekstra merak yaratma çabası yansımıyor. Bu açıdan da oyunu biraz Fallout 3’e benzetebilir, zira Fallout 3 de Fallout tutkunları üzerinde benzer bir etki yaratamamış, belki bu açıdan oyun hayli sönük bir başlangıç yapmıştı. Malumunuz, Fallout’ta da “yeryüzü” tam anlamıyla bir sır perdesiydi ve tüm olay bu merak üzerinde tetikleniyor, kurgunun ilerleyişi bu unsura bağlanıyordu. Fallout 3’e gelene kadar yeryüzüyle alakalı alabileceğimiz cevapları almış, merakımızı fazlasıyla giderip tatmin olmuştuk. Neler olup bittiğini artık biliyorduk. Fallout 3 çıktığındaysa artık cevaplanması gereken bir soru kalmamıştı. Önümüzde belki çok devasa, herkesin ağzının suyunu akıtacak büyüklükte bir dünya vardı. Ancak o dünya hakkında artık bir merakımız kalmamıştı. Jurassic Park: The Game de filmleri izlemiş bünyeler üzerinde daha çarpıcı bir etki yaratmaktan uzak; aksine oyun, neler olup bittiğinin fazlasıyla farkında olduğumuz bir adada geçen, bayat bir Jurassic Park “fan-fiction”ı havası oluşturuyor.
Birinci bölümün hikayesi, ilk filmin sona erdiği noktadan sonrasını, filmde görmediğimiz karakterler aracılığıyla işlemeye çalışıyor diyebiliriz. Oyunun en başında, sırra kadem basan Nedry’nin beraberinde getirdiği dinazor ceninini adada bulmakla görevlendirilmiş bir kadın askeri oynayacağımızı anlıyoruz. Daha sonra hikaye aktıkça, farklı karakterleri de kontrol edebildiğimizi görüyoruz. Filmde yer alan karakterlerle oyundaki karakterler tamamen farklı simalar ve bu karakterler hikayenin herhangi bir noktasında etkileşime geçmiyorlar. Yine bu açıdan Jurassic Park: The Game, alışmadığımız tarzda bir Telltale oyunu olarak karşımıza çıkıyor. Örneğin Telltale’ın hazırlamış olduğu “Back To The Future: The Game”de, Back To The Future filmlerinden tanıdığımız “Marty McFly”ı kontrol ediyor, bununla da yetinmeyip “Doc Brown” gibi serideki birçok kritik karakterle de kontak kuruyorduk. Jurassic Park: The Game, bu tarz dokunuşlardan bir hayli yoksun. Kontrol edebileceğimiz tek bir karakterden ziyade, bir sürü karakter söz konusu. Ancak bunlar derinlemesine düşünülmemiş, boş birer kukla gibiler. Sadece hikayenin seyri için oradalar. Kendimizi asla onların yerine koyamıyor veya onlar gibi düşünemiyoruz. Bu da hikayeyle olan bağımızı derinden koparıyor. Daha önce hiçbir Telltale oyununda görmediğimiz karakterlerin böylesine “dandik” biçimde kullanımları, bir de oldukça kötü oyun hikayesiyle birleşince, tadından yenmeyecek bir Jurassic Park deneyimi ortaya koyuyor. Bu açıdan da Jurassic Park: The Game, alışılagelmiş Telltale deneyimini kesinlikle sunmuyor.
Telltale oyunları senaryoları kadar sundukları bulmacalarla da bilinirler. Adventure türünün bir parçası olan “uygun nesneyi bulup bulmacayı çözme” aktivitesi, Telltale’ın da tüm oyunlarında gözlemleyebildiğimiz, başarıyla kullandıkları bir oyun mekaniğidir. Bu mekanik senaryonun ilerleyebilmesinin temelidir. Diyaloglar belki size uygun nesneyi bulmanız açısından ipuçları verir. Ancak senaryoda bir noktadan bir noktaya geçiş yapabilmek için, problemi, bulmacayı çözmek gerekir. Telltale bu konuda da Jurassic Park: The Game’de farklı bir yol izlemeyi tercih etmiş ve bunu da net şekilde eline yüzüne bulaştırmış. Öyle ki Jurassic Park: The Game’de senaryonun ilerlemesi bulmacalara dayandırılmamış. Bir film izler gibi oyunun akıp gidişini seyrediyoruz. Bu açıdan oyun kesinlikle bir point&click adventure oyunu da değil. Daha ziyade bazı noktalarda başarısız bir “Heavy Rain” imitasyonu gibi görülebilir. Oyunu oynanış açısından ikiye ayıralım: Çevreyle etkileşime girdiğimiz sahneler birinci kısmı oluşturuyor. Bu sahnelerde bir aksiyon olmayacağı belli. Çevremizde belli noktalarında, bazı objeler üzerinde büyüteç işaretleri beliriyor. Bunlara tıklayarak bilgi alıyoruz. Sonra bakış açımızı müsait noktalara çeviriyor ve hikayeyi devam ettiriyoruz. Herhangi bir bulmaca faktörü söz konusu bile değil. İkinci kısmı ise aksiyon dozajı yüksek sahneler oluşturuyor. Bu sahnelerde genellikle bir veya birkaç dinazordan kaçıyoruz. Kaçma esnasında bizden gerekli tuşlara, gerektiği yerde ve zamanda, doğru şekilde basmamız isteniyor. Aksi takdirde, örneğin karakterimiz bir kütükten zıplayacakken, zıplayamıyor, ayağı takılıyor ve yere yığılıyor. Kağıt üzerinde dehşet interaktif bir deneyim gibi görünse de, bu, pratikte bir hayli sıkıcı, bayık ve sönük kalıyor.
Genellikle mizah yönü ağır basan eserler veren Telltale için Jurassic Park: The Game, sahiden de çok farklı bir deneyim olmuşa benziyor. Belli ki Jurassic Park konseptiyle gelen o “karanlık” atmosfer, Telltale raconunu bir hayli etkilemiş. Tüm oyun mekaniklerinin sil baştan yeniden yazıldığı oyunda, malum karanlık atmosferin iyiliği için olsa gerek, daha realist bir tavır takınılmış. Ancak bu realizmi sunacak ne grafiksel bir yeterlilikten bahsetmemiz mümkün, ne de bu görsel çıtaya ulaşabilecek animasyonlar. Grafiklerin oldukça yetersiz kalması bir tarafa, çağın oldukça gerisinde olan animasyon efektleri de, bir an için bizde Jurassic Park’ın Telltale bünyesini epey bozduğu hissiyatı uyandırıyor. Sonuç olarak Telltale bir hayli farklı bir iş yapmayı denemiş: Bizden ilk kez düşünmeden hareket etmemizi istemiş mesela. Öyle ki çözmemiz gereken bir bulmaca bile önümüze sunmamış. Klasik formülün hayli dışına çıkılan Jurassic Park: The Game’de, belli ki stüdyo bir orta yol bulmaya çalışmış ancak orta yol bulmak bir tarafa, sonuç olarak hayli tutarsız bir çalışma ortaya çıkmış. 100 üzerinden 50 puanı layık görebildiğimiz Jurassic Park: The Game, kesinlikle şu an için ne Jurassic Park hayranlarını yakından ilgilendirmeli, ne de Telltale takipçilerini… Tabii bu esnada ilginç ve “karanlık” deneyimin ardından gözler aynı ekipten gelecek olan “The Walking Dead” oyununa çevriliyor, doğal olarak. Bakalım aynı kadro, yine üslup açısından Telltale’a hayri ters olan, bir diğer “karanlık” projede neler yapacaklar, merakla bekleyip göreceğiz.
Oyun PC platformunda incelenmiştir.









