Gears of War 3 İnceleme
It’s Cole Train Baby! Woo-hoo!
İlk Gears of War’un çıktığı döneme görsel anlamda nasıl bir damga vurduğunu hatırlıyor musunuz? Şunu çekinmeden söyleyebilirim ki Gears of War 3’te en azından konsol oyunları çapında kendi dönemine damgasını vuruyor. Gölgeler, ışık oyunları, kaplamalar, esen rüzgarın sonucunda hafif hafif kıpırdayan bitkiler, patlamalar, modellemeler… Bu saydıklarım oyun boyunca gözümü okşayan, hatta zaman zaman beni kalitesi karşısında şaşırtan görsel öğelerden bazıları. Oyunu ilk oynamaya başladığımda oyunun parlaklığını farkında olmadan biraz fazla açmışım, renk paletinden dolayı grafikler gözüme bayağı bir çirkin geldi. Ancak parlaklık ayarını yapıp bütün renk paletlerini yerine oturttuktan sonra ise ağzım kelimenin tam anlamıyla açık kaldı… Tamam, bazı incelemelerimde grafikten bir iki cümle dışında, hatta bazen hiç bahsetmezsen bu oyunun grafiklerinden bu kadar çok bahsetmem absürd gelebilir ama cidden muhteşem görünen bir oyun bu arkadaşlar. Hani “Xbox 360 sınırına ulaştı, artık grafiksel olarak daha ötesi gelmez” diye düşünüyorduk ya, çok yanılmışız, daha sıkılabilecek çok suyu varmış Xbox 360’ın.
Xbox 360’a yaptığım haksızlıklar yüzünden günah çıkarttığıma göre hikayeden devam edebiliriz. Oyunun hikayesi ikinci oyunun sonundan on sekiz ay sonra devam ediyor. Resistance incelemesi dışında (onda da hikayeyi anlatmak için gerekliydi) henüz bozmadığım spoiler’sız inceleme prensibim sebebiyle Gears of War 2’nin sonunu anlatmıyorum, bunun yüzden Gears of War 2’nin sonundaki olaylara kısaca patates diyelim (hayır Portal 2 referansı değil). Patatesin ardından hayatta kalan insanlar Vectes adalarında bir yaşam kurmaya başlarlarlar. Bu sırada patatese rağmen yeraltındaki tehdit henüz sona ermemiştir: Gears of War serisinin geçtiği Sera gezegeninin mutajenik petrolü Immulsion, yeraltında yaşayan Locust’ları (CoG’un ana düşmanları, ilk iki oyunda kıyasıya savaştığımız, hem pençeleri, hem de silahlarıyla savaşan zeki yaratıklar) mutasyona uğratmış, “The Thing”deki yaratıklara benzeyen acayip organizmalara dönüştürmüştür. Sessiz geçen kısa bir periyodun ardından Lambent’lar sağdan soldan fışkırmaya (mecazi değil, cidden fışkırıyorlar) başlarlar, Lambent saldırıları giderek artar. Bu sırada Gears of War 2’den tanıdığımız, COG başkanı Richard Prescott adaya iner ve Marcus’a hem kişisel, hem de global ölçekte oldukça önemli bir bilgi verir.
GeoW son oyunla birlikte oldukça ilginç bir hareket yaparak hikayes anlatış şeklini biraz değiştirmeye karar vermiş. Şöyle ki, oyunun bazı kısımlarında Marcus ve Cole’un takımları arasında geçişler yapıyor, hikayeyi farklı açılardan deneyimliyoruz. Önceki oyunların hikayeyi dümdüz anlatmasının ardından biraz garip geliyor Gears’ın hikaye anlatımında böyle atraksiyonlar görmek ancak oyuna cidden yakışıyor. Ayrıca hikaye ikinci oyundan çok daha fazla duygusal, yüzündeki ifadeyi bozmadan Locust’ları hacamat eden Marcus’dan çok daha fazlasını görüyoruz bu sefer. Elbette bu duygsallık hem nicelik olarak hem de nitelik olarak Metal Gear Solid veya Heavy Rain seviyesinde değil ancak Gears gibi bir seri için oldukça yeterli bana kalırsa. Marcus Fenix’in duygusal anlamda bir robottan farklı davranıyor, daha ne olsun?







Geow 1 i oynamış (co-op olarak hemde) biri olarak 2.yi ve 3. oynayamayacak biri olarak sırf merakımdan incelemeyi okudum. Bilgilendirme olarak tam kıvamında bir inceleme olmuş.
Bari artık GeOW 2 yi PC ye sürselerdi. :/
İlk oyunu verdiği tat başka olur her zaman adı üstünde ilk, heycanın ilki, verdiği tadın ilki ve daha çok şey.
Çok sevmiştim GOW u bir çok yenilikde kattı oyun dünyasına, ama bu güzellikleri sırf tekelci zihniyet yüzünden kursağımızda bıraktılar, neymiş konsol satışları canlansın.
Tabiki bu düşünce şekli bizim gibi orta ve düşük gelirli toplumlarda genel geçer olmuyor. Elimizden incelemeleri okuyup yorum yapmaktan daha öte birşey gelmez.
inceleme güzel olmuş,elinize sağlık,insanın oynuyası geliyo direk.