Alice in Wonderland İnceleme
Masalsı Bir Yolculuk
Alice in Wonderland, oynanabilirlik konusunda en büyük darbesini dövüş sisteminde yiyor. Zira genellikle Alice’i Kızıl Şövalyeler’den korumak şeklinde geçen dövüş sahneleri, tamamen “tuş parçalama” üzerine kurulu. McTwisp’in zincirli cep saati, fındık faresinin müthiş çevikliğiyle yaptığı kılıç saldırıları, Cheshire’ın pençeleri… Tek yapmamız gereken deli gibi saldırı tuşuna basmak.
Tamam, karakterlerin telekinezi veya zaman üzerindeki güçlerini kullanarak bu dövüş sahnelerine biraz farklılık katmak mümkün. Hatta Wonderland’te gezerken bulduğumuz satranç piyonları sayesinde yeni saldırı şekilleri de kazanabiliyoruz Ancak bütün bunlar, oyun bittiğinde tamamen kırılmış bir tuşu telafi edemiyor. Ayrıca ne kadar kötü dövüşürsek dövüşelim ölüp ölüp tekrar doğabiliyor olmak da dövüşlerdeki heyecanı alıp götürüyor. Bir süre sonra, “yine miiii?” nidaları eşliğinde saldırı tuşuna daha bir hırsla yüklenmeye başlıyoruz. Yine de Mart Tavşanı ile sağa sola tabak, çanak, çay fincanı, demlik fırlatabilmek bu sisteme biraz olsun eğlence katıyor.
Oynanıştaki bir diğer olumsuzluk ise; PC’mize bağlayacak bir gamepad’imiz yoksa karşımıza çıkıyor. Bu durumda, oyunu klavye ile oynamak durumundayız. Yapımcı arkadaşlar, kontrol şemasına fare desteğini eklemeyerek çok büyük bir eksiye imza atmışlar. Neyse ki kamera açıları, oyun boyunca çok fazla canımızı sıkmıyor ve klavye kontrollerini dilediğimiz gibi ayarlayabiliyoruz. Yine de bu oyunun Wii’de kontroller açısından daha başarılı olduğunu belirtmekte fayda var. Kaldı ki Alice in Wonderland, Wii’de etkileyici görsel tasarımından da pek bir şey kaybetmiyor. Ama yine de PC versiyonu, sabit 60 kare performansıyla ve çok daha iyi kaplamalarla bir adım önde.
Alice in Wonderland’in en kuvvetli yanı ise; şüphesiz karakterlerin sunumu. Filmdeki bütün karakterler tam kadro olarak oyunda da karşımıza çıkıyor. Hem de muhteşem seslendirmeler, enfes jest ve mimiklerle süslenmiş animasyonlar ve elbette eğlenceli diyaloglarla… Filmde Johnny Depp’in canlandırdığı Şapkacı karakterinden veya Stephen Fry’ın seslendirdiği Cheshire kedisinden ne kadar etkilendiysek, oyundaki karakterler de üzerimizde aynı etkiyi bırakmayı başarıyorlar. Hatta filmde yeterince tanıyıp sevmeye fırsat bulamadığımız Mart Tavşanı, Tweedledee ve Tweedledum karakterleri, tam anlamıyla enfes birer performans çiziyor. Aynı şekilde Şapkacı ve Cheshire kedisi arasındaki atışmaların da hikayeye hoş bir tat kattığının altını çizmeliyim.
Bu noktada, karakterlerin hikayeye verdiği ruh açısından, oyunun filmden çok daha başarılı bir iş çıkardığını söyleyebilirim. Tabi bunda, filmden birebir uyarlanan diyaloglardan ziyade, yapımcı ekibin Tim Burton’ın hayal gücünden beslenerek yarattığı yeni sahnelerin de payının olduğu çok açık.








Sizin aksinize ben filmi çok beğenmiştim. En kısa zamanda oyunu da deneyeceğim. Açıkçası böyle bir oyun olduğunu bilmiyordum.
çoğu sitenin bu oyuna değinmemiş olması, böyle güzel bir oyunun reklam mağduru olması, hatta çoğu oyun videosu sitesinde Alice In Wonderland’in trailer’ının bile olmayışı gerçekten üzücü.
Oysa ben filminde beğendiğim herşeyi fazlasıyla buldum. Beğenmediklerim ise neyse ki oyunda da yoktu (:
Beni en mutlu edense oyunda da Tim Burton yaratıcılığını fazla fazla görmek oldu.
Kötü bir yorum getirmek gerekirse (-ki bu bence oyundan alınan zevki azaltıcı bir etken degildi) kızıl şövalyelerin durdukları yerde damage verebilmelerine ragmen bi türlü ölmeyişleriydi. (:
Bu oyunu sessizce unutulmaya terketmeyip incelediğiniz ve bir çok oyunseverin oyunla tanışmasını sağladığınız için teşekürler (: